Okuduğum kitaplar içinde insanı alıp götüren serüvenlere sahip olan ender kitaplardan biri. Hem kurumsal firma yapısı, pazarlama faaliyetleri gibi iş dünyası detaylarını içerirken, bir yandan da şu anki fizik kurallarıyla açıklayamayacağımız gerçekliğin yaşandığı ?zamanya?, macerayı eşsiz kılıyor. İçerisinde aşk da var, kurumsal yaşam da, ikisiyle eş zamanlı şahane bir masal serüvenine çıkıyorsunuz. Üstüne üstlük ?Acaba gerçek olabilir mi?? dedirtecek kadar da ilginç detaylar içeriyor. Özetle, bize zaman kavramını tekrar düşünme ve irdeleme kapısını açıyor.

Kitap sayesinde, bir insanın gün içinde en çok baktığı şeyin ayna olduğunu düşünenler yanılgılarını anlıyor, özellikle büyük kentlerde insanlar aynaya baktıklarından çok daha fazla saatte bakıyorlar. Hatta çoğu kez duyduğumuz ?Aynaya bakacak zaman mı var?? cümlesi aslında olayı çok güzel özetleyen bir açıklama..

İnsanlık milattan önceye dayanan devirlerden itibaren, zamanı ölçmek için ortak bir dil arayışı içindeler. Zaten o günlerden bu günlere denedikleri güneş, su, kum saati gibi zaman ölçme girişimleri bu durumun en bariz göstergesi. İnsanlar günlerini birbirlerine göre senkronize edebilmek ve organize olabilmek adına sistemler üzerine çalışıp mevcut sisteme gelininceye kadar birçok deneme yapmışlardır. Gittikçe ölçme teknikleri detaylanmış ve insan beyninin fark edebileceği en küçük an değişimleri bile isimlendirilip ölçülebilmeye başlanmıştır. Yani eskiden anlık planlar yapılamazken şuan 15:05 diye bir toplantı bile organize edebiliyoruz. Dakiklik özelliği hep bir artı puan halinde. Oysaki dakiklik her ne kadar diğer kişilerin zamanına saygı açısından önemli ve etik bir konuysa da, aslında bir çeşit zaman bağımlılığının tek kelime ile ifadesi olmuş.

Ne kadar garip insanın kendi yarattığı bir şeye bağımlı olması… Yıllar aktıkça her anı kullanmak adına kendimizi öyle bir durum içine sokmuşuz ki gözümüzü kendi icadımız saatlerden alamaz bir duruma gelmişiz, haberimiz yok. Öyle ki çoğu kez saate yeni baktığını gördüğünüz birine saati sorun tekrar bakacaktır, çünkü artık zamanla ilişkimiz bir bağımlılığa dönüşmüş durumda ve bunun farkında bile olmayanlarımız çoğunlukta.

Kitap, zamanla yarışımızı bana hatırlatmasının ve yazarın kurumsal hayat tecrübelerini aktarmasının yanı sıra, temposu hiç düşmeyen bir macera sundu. Kim bilir, belki de bir gün beyaz perdede bu macerayı izleriz.

Zamanya

Yiğit Kulabaş

YFK Yayınları