Cemal Dindar, Bakırköy Akıl Hastanesi’nde psikiyatri uzmanlık eğitimi görmüş bir doktor. İki yıl kadar Şanlıurfa Devlet Hastanesi’nde çalışmış. Çalıştığı yıllarda gördüğü hastalarla kalmamış ve Şanlıurfa’nın elmiş geçmiş “deli”lerine de bulaşmış. Bir pasajdan tanıdığı fotoğrafçı Mahmut Okkaş’ın şehrin yuvasız kuşlarını ölümsüz hale getirmek için yaptığı albümler kitabın ana malzemesi olmuş çıkmış.

Kitabın elime geçmesi yıllar öncesine dayanıyor. Tozlu rafların hatta kutuların içinde elden çıkması için ucuza satılan kitaplar arasından buldum. Ruh bilimi alanında yazılan onca teori kitabına ulaşmak çok kolaydır. Ancak hastaların, içinde üçüncü tekil şahıs olarak geçmediği ve gerçek insan hayatından bahsedildiği kitapları bulmak çok da mümkün değildir. Hele de resimli! Bu yüzden kitabı bulduğumda maden bulmuş gibi sevinmiştim. Gel zaman git zaman yeni okuyabildim.

Yuvasız Kuşlar Gibi, yazarın Urfa’yı uzun uzun anlatmasıyla başlıyor. Bu sayfalar o yöreye dair gözümde pek bir şey canlanmadığı için mi yoksa gerçek yaşam öykülerine geçmek için sabırsızlanmamdan mıdır bilinmez uzun bir girizgâh gibi geldi bana. Kitabın sonunda “Gidip görmek lazım yöreyi, insanları hatta belki fotoğrafçıyı.” diye düşündüğüme göre ikinci seçeneğin olma ihtimali daha yüksek sanırım.

Kitap, yörenin de sivil tarihine dair zengin bilgiyi barındırıyor. Sümer kültürünün, dininin bu topraklarda nasıl evrildiğini ve şimdiye dönüştüğünü hastaların kişisel tarihinden yola çıkarak anlatıyor. Daha fazlasını öğrenmek isteyenler için referans noktası sunar gibi sürekli Segal’in Edessa kitabından söz ediyor.

Ünlü akıl hastalarına gelince; önce fotoğrafları –ki bununla ilgili etik kaygısını ve açıklamasını kitapta bulabilirsiniz- fotoğrafçı Mahmut Okkaş’ın hastalık öyküsünü bildiği kadarıyla anlatışı ve yazarın daha çok psikiyatrist kimliğiyle bunu farklı farklı açılardan yorumlayışı var. Ölüm şekillerine, mimiklerine, şehrin onu sahiplenişine, hastanın meziyetlerine, yaşadığı yere, kendince bulduğu çözüm yoluna göre gibi birçok satır arası inceleme…

Bir psikolog olarak benim kulağıma küpe olacak nitelikte iki yer dikkatimi çekti. İlki:

ykg1İnsanın hastalıktan daha fazla olduğu gerçeğini hiçbir zaman unutmamak gerek. Belki ruh sağlığı çalışanları olarak hastaları, danışanları ayaklı birer etiket olarak görüp aldığı her nefesi o etiketin şemsiyesine alıyoruz. Bu da en salt haliyle insan olmaktan ileri gelen bazı şeyleri görmemize engel oluyordur ki bu durum ruh bilimin özüne ters düşer.

Diğer yandan kitabın şu bölümü de benim için altı çizilecek zihne kazınacak nitelikte olmuştur:

ykg2Tanı koymaksızın tedavinin imkânsızlığı vurgulanmıştır çoğu kez. Ancak tanıyı koyabilmek için sayfalarına bağlı kalınan DSM, at gözlüğü görevini de devralabilir. Hastaya yardımcı olmanın ötesinde yalnızca hastanın kalıba uyan davranış örüntülerini görmek ve insani diğer yönlerini göz ardı etmek de ne yazık ki mümkündür. Bu noktada mesleki kutsal kitaplara da bağlılığın her daim sorgulanması ve temelde bir insanın var olduğu gerçeğinin unutulmaması gerekir.

Tüm bunlar çerçevesinde Yuvasız Kuşlar Gibi, “deli”lere dair değil insana dair okunası bir kitaptır.

Yuvasız Kuşlar Gibi

Cemal Dindar

Otopsi Yayınları