Yöneticilik hayalinde olanlar, aynı kurumda geçirilen yılların verdiği kıdem neticesi kendilerini birden mesai arkadaşlarının yöneticisi olarak bulanlar ya da dur bakalım bizim yönetici de eksik olan ne diye merak içinde yanıp tutuşanlar. 08.00-18.00 ya da biraz daha iyimser tahminle 08.30-17.30 saatlerine bağlı kapsamlı bir işle iştigal edenler; bu yazı ancak sizin ilginizi çekebilir. Diğerleri de pekâlâ okuyabilir, ama sonra uzakta oldukları bu dünyayı anlamak için harcadıkları zaman için yazarı sorumlu tutmasınlar.

Belli saatler içinde çalışma konusu oldukça ilginç bir kavram olmakla beraber insan doğasına uygun olup olmadığı konusunda da farklı fikirler mevcuttur. Öyle ya da böyle azımsanmayacak kadar fazla sayıda kişi ömrünün büyük bir kısmını bu şekilde çalışarak geçirir. Hatta belki aynı masa ve koltukta senelerini geçirir. Dolayısıyla da bunun karşılığını maddi manevi görmek ister. Yıllar yılları kovaladığında birçok çalışanın beklentisi unvanını bir üste taşımak ve dolayısıyla şartlarını iyileştirmek kadar dar bir kesişim kümesinde birleşir. İşte bu noktada yöneticilik kelimesi ağızdan ağza dolaşmaya başlar. Hiç çalışanı olmayan ya da tek çalışanlı yöneticiler olduğu gibi, genel bilinen anlamıyla yöneticilik birden fazla kişinin organizasyonel olarak bağlı olduğu ve sorumlulukların kapsamının oldukça genişlediği bir görev tanımına sahiptir. Sorumluluklar artar, çünkü bu sefer üstlere karşı olan duruş ve görevler bireysellikten çok tüm ekibinin sorumluluğu şeklini alır.

Peki yöneticilik hem sorumluluk hem de oldukça vasıf gerektiren bir mevki ise nasıl olur da hemen hemen herkes belli bir yıldan sonra kendini bu koltuğa aday görür? Ya yetkinliklerini iyi bilmek ve uygulayabilmek veya  gerekli bilgi ve donanıma sahip olmak ya da hali hazırda insan ilişkileri konusunda da belli bir yol katetmiş olunması gerekmez mi? İnsan ilişkileri mi? Mesela derseniz: en temel hal hatır sormaktan başlayıp çalışanları takdir etmek, ekip ruhu yaratmak, ekibine güvenmek ve saygılarını kazanmaya kadar giden uzun bir liste sıralanabilir.

Akla hayale gelmedik ayrıntılar öyle geri dönüşümler oluşturur ki çiçeği burnunda yönetici neden istediği ölçüde başarılı olamadığını hatta belki başarısız olduğunu bile anlayamayabilir. Çünkü bu o kadar farklı değişkenlerin birleşmesinden oluşan bir denklem ki bir noktanın atlanması bile tüm ekibi, sonrasında şirketi etkiler.

Bir de bunun diğer tarafı çalışan kısmı düşünülünce; yönetilen kişi sayısı arttıkça çeşitlilik artar, dolayısıyla farklı beklentiler, farklı çalışma stilleri gündeme gelir. Kimi yaptığı her işte üstünden onay almayı bir gereklilik belki de güvence olarak görürken, kimisi tarafından bu gerçek bir itimat sorunu ve rahatsız edici bir davranış olarak algılanabilir. Ya da kimileri için sabahları yöneticisinin ona “günaydın” demesi bile bir motivasyon kaynağıyken bir diğeri için çok da önemi olmayan bir ayrıntı olabilir. Ama tabii ki bu görecelilik, yöneticinin insan olmaktan gelen birtakım davranışları es geçmesine tabii ki sebebiyet vermemeli.

Bir de senelerini aynı kurumda geçirip bunun mükâfatı olarak gözünü hazır olmadığı halde hazır zannettiği kadar yükseklere diken bir kesim var ki onlar aslında bu kitabı okusalar belki de adayı olduklarını düşündükleri koltuk için aslında ne kadar çok  yetkinlik gerektiği ve ne kadar çok zorluğa göğüs germeleri gerektiğiyle ilgili bir ön fikirleri olabilir, kim bilir?

Yöneticilik for Dummies: Meraklısına

Bob Nelson

Çeviren: Ali Ümit Şensoy

Doğan Kitap