Sizin hiç bir yazarı
ikinci defa keşfettiğiniz oldu mu? Benim oldu. Bu yazarın adı Jack London. Daha
önce ‘doğayla mücadele’ temalı, Vahşetin Çağrısı, Bir Kuzey Macerası, Ademden
Önce gibi kitaplarıyla, bazı öykülerini okumuştum. Bunun dışındaki
kitaplarından haberim yoktu. Muhtemelen diğer kitaplarının da bu türde yazılmış
olduğunu düşünerek yeterli araştırmayı yapmamıştım.

Ve bir gün, okurluğuna
ve beğenisine güvendiğim bir arkadaşım bana Martin Eden romanından bahsetti. Martin
Eden’in okuduğu en iyi romanlardan biri olduğunu ve benim de mutlaka okumam
gerektiğini söylüyordu. Konusuna biraz değinince kitapla ilgili merakım daha da
arttı. Özellikle, bir yazar adayının sıfırdan zirve tırmanış hikâyesi ilgimi
çekmişti. Amerikalıların ‘hayata başlangıç romanı’ dediği türden bir romandı.  Biraz araştırma yapınca böyle bir kitabı nasıl
ıskaladığıma hayret ederek okunacaklar listemin en tepesine yerleştirdim. Belki
buraya kadar anlattıklarımdan Yıldız Gezgini yerine yanlışlıkla Martin Eden
hakkında yazdığımı düşünebilirsiniz. Farkındayım. O halde neden mi bunları
anlattım? Çünkü tüm tanışma öyküleri önemlidir ve tanışma kısmı es geçilerek
anlatılan her öykü yarım kalmış demektir. Bu benimki gibi ikinci bir tanışma
olsa bile! 

Söz gelimi, bir yazarın
külliyatını bir ağaç olarak düşünürsek, her bir kitabını da o ağacın dallarına
benzetebiliriz. İşte Martin Eden de beni ‘Acaba başka ne yazmış?’ diyerek Yıldız
Gezgini’ne götürdü. Yani bir daldan öbürüne… Ve böylece gelelim Yıldız
Gezgini’ne:

Bir profesör
meslektaşını öldürmek suçundan ömür boyu hapis cezası alarak San Quentin
Hapishanesine gönderilir. Zamanla orada kendisi gibi ömür boyu hapse mahkûm
olan diğer mahkûmlarla arkadaşlık kurar. Ne var ki, her hücrede bir kişi vardır
ve sadece duvara yumruklarıyla vurarak iletişim kurabilmektedirler. Ne ki, bu
yolla hayali satranç masaları kurarak zihin yoluyla satranç bile oynarlar.
Cezasını çekerken korkunç işkencelere maruz kalan profesör bundan kaçmak için bir
arkadaşının yardımıyla zihinsel taktikler geliştirir. Böylece bedenini bir
süreliğine terk ederek tarihin farklı dönemlerinde, farklı coğrafyalarda önceki
yaşamlarına yolculuklar yapar. Her bir geçmiş yaşam deneyimi, anlatı içinde
anlatı gibi bağımsız birer öykü gibidir.

Tanıtım yazısından Jack
London’ın bu romanı San Quentin Hapishanesinde beş yıl geçiren arkadaşı Ed
Morrell’den esinlenerek yazdığını öğreniyoruz. Bunu biliyor olmak ve birinci
tekil şahıs anlatım bizi ilk sayfadan itibaren hikâyenin içine çekiyor. Kahramanın
zaman ve mekânda yaptığı zihinsel yolculuklar bir astral seyahat olarak değerlendirilebilir.
Bu seyahatler sırasında gezgin ile birlikte biz de birçok olayla tanıklık
ediyoruz. Hele benim gibi astral seyahat ve düşünce gücü konularına
meraklıysanız kitap daha da ilginizi çekecektir. Ve Fadime Kâhya’nın nefis
çevirisi, kitabı sanki özgün dilinden okuyormuşsunuz gibi hissettiriyor.

Keşke bitmese dediğiniz
kitaplar vardır. Hani sağ elinizin parmakları arasında kalan sayfalar azalıp,
sona doğru yaklaştıkça -belki farkında olarak belki olmayarak- bir ayrılık
hüznü yaşayıp hızınızı yavaşlatırsınız ya, işte Yıldız Gezgini de o kitaplardan
biri. Tereddüt etmeden okuyun ve kendinizi sayfaların içine bırakarak Yıldız
Gezgini ile birlikte bu astral seyahate siz de katılın…

Kitaptan bazı alıntılar:

“Ölmek güç bir şey
değil, ama böyle yavaş ve korkunç bir biçimde ölmek çıldırtıcıydı.” (Syf. 60)

“Düşünüp inanman
gereken, bedeninin ayrı ruhunun ayrı şeyler olduğu.” (Syf. 72)

“Taş duvarlarla demir
kapılar bedenleri içeride tutmak için. Ruhu içeride tutamazlar.”(Syf. 73)

“Sanırım bütün roman
yazarlarının yaptığı da bu; kafayı tütsüleyip hayal güçlerini ileri vitese
takıyorlar.” (Syf. 168)

“… çünkü ben her zaman
anda yaşadım, ve öngörmeyi, önlem almayı ve endişe içinde kıvranmayı da
başkalarına bıraktım.” (Syf. 195)

“Etimin üstünde
üstünlük kurmuştum ve zavallı etim acı bile çekmeden gömleğin içinde küçük
ölüme yatmışken, zamanın uçsuz bucaksızlığı gezineyim diye benimdi.”(Syf.217)

“Zihin mi? Zihin
dışında kalıcı bir şey yok. Madde değişir, billurlaşır, yeniden değişir ve
aldığı biçimler hiçbir zaman yinelenmez.” (Syf. 219)

“Öyle görünüyor ki,
seni, senin kavrayışının da ötesinde seviyorum ben, oldu karşılığım. Seni
sevmekten onur duyuyorum, çünkü biliyorum ki seni sevmeyi ve senin bana
verebileceğin tüm sevgiyi hak ediyorum.” (Syf. 258)

“Uzun çağlar boyunca
pek çok yaşam sürdüm. İnsan, birey, son on bin yılda hiçbir ahlaki ilerleme
göstermedi. Bunu kesinlikle doğrularım. Evcilleşmemiş bir tayla, bir koşum atı
arasındaki tek fark tümüyle bir eğitim farkıdır. Eğitim, günümüzün insanıyla on
bin yıl önceki insan arasındaki tek ahlaki farktır. Üstüne cila niyetine
kapladığı ince ahlaki derisinin altında, on bin yıl önceki aynı yabanıldır.” (Syf.
335)

“Ölüm diye bir şey yok.
Yaşam ruhtur ve ruh da ölemez.” (Syf. 339)

Yıldız
Gezgini

Jack
London

Çeviren:
Fatma Kâhya

İş
Bankası Kültür Yayınları