Yıldız Cinayetleri adlı polisiye romanın kahramanı Metin Çakır,  bir ?pezevenk?. Kitabın arkasında kibarca kadın satıcısı olarak tanımlanmışsa da ilk sayfalarda,  kendisini pezevenkliği bırakıp namuslu bir iş yapmak isteyen, daha doğrusu sermayelerini devretmek zorunda kalmış bir adam olarak anlatıyor.

Pek çok polisiye roman okudum. Kahramanlar genellikle polis ya da dedektifti. Bazılarında kahraman, amatör dedektif, gazeteci, kitapçı, hırsız-kitapçı hatta katilin kendisi olarak karşıma çıktı. İlk kez kahramanı pezevenk olan bir polisiyeye rastlıyorum. Önce garip geldi bu durum, sayfalar ilerledikçe eğlenceli olmaya başladı. Bazen de sinir bozucu. Bazı davranışları, daima ondan yana olmamı engelledi. Metin Çakır, kadınları dövüyor, falçatayla yüzlerini çiziyor, hatta falçata kullanmanın inceliklerini anlatıyor. İş adam öldürmeye gelince masum, asla cinayet işlemez. Kendine inandırıyor okuru.

Olaylar, Metin Çakır?ın eski sermayelerinden birinin yıldız şeklinde parçalanarak öldürülmesiyle başlıyor. Herkes katilin Metin olduğundan emin. Polis onu yakalıyor, işkence ediyor. Metin masum olduğunda ısrarlı. Polisin elinden kaçıyor. Roman boyunca sadece polisten değil, peşindeki bildiği ve bilmediği düşmanlarından da kaçıyor. Tabii ki masum olduğunu ispatlamaya çalışıyor.

Metin?in, kendisini her eline geçirdiğinde fena döven komiser ?Asım Abi?siyle ilişkisi de ilginç. Ondan deli gibi korktuğu halde masum olduğunu anlayacağına güveniyor.

İşler sarpa sardıkça Metin?in namuslu bir hayat sürme hayalleri büyüyor. Evlenip çoluk çocuğa karışmayı düşlüyor olmadık anlarda.

Metin?in katil hakkındaki yorumları da oldukça eğlenceli.  Katilin ?profilini? çıkarırken, insanları yıldız biçiminde doğrayarak  ?Ben gecelerin yıldızıyım? demek istediğine karar veriyor mesela.

Romanda yer alıp da ?mevzu?yla ilgisi olmayan kimse yok. Okurken sürekli aralarındaki bağlantıları keşfediyoruz. Her biri birbirinden ilginç karakterler. Biri bile sıradan değil. Yazarın renkli dünyasından farklı renkler.

Kahramanımız tek kelimeyle sıradışı bir adam. Acımasız olduğu kadar hisli de.

Sıkça duygulanıp gözyaşı dökebiliyor. Eksikliklerinin farkında. Psikoloji terimlerini, Osmanlıca lafları hiç anlamıyor. Argo sözlüğü geniş, her duruma uygun küfürleri ve deyimleri var. ?Normal? konuşmaları anlamaması etkilemiyor onu. Yabancılar arasında kalmış bir Türk gibi, ama kesinlikle belli etmiyor anlamadığını. Metin?den beni çok güldüren bir inci: (Demokles?in kılıcı sözü geçince) ?Haydaa, şimdi de kılıçlı bir adam çıkmıştı ortaya. O da kimdi ki? Ama konuyla ilgisi olduğunu anlamayacak kadar kazkafalı değildim.?

Armağan Tunaboylu bu kahramanı yaratırken nereden ilham almış bilinmez, ama romanını elden bıraktırmıyor. Yorumlar, tahminler kafanızda uçuşurken kitabın sonuna geliveriyorsunuz. Finaldeki sürpriz de yazarın yaratıcılığına bir başka kanıt. Kurgunun sizi oraya kadar nasıl sürüklediğini anlamadan sonuna şaşıp kalıyorsunuz.

Hayatın gerçekleriyle hayalgücünün dengeli bir bileşimi Yıldız Cinayetleri. Serinin ilk kitabı. Resim Cinayetleri ve Konsey Cinayetleri geldi ardından. Yazarın hevesi ve yaratıcılığı devam ediyor, son iki romanını da sevdim.

Yıldız Cinayetleri

Armağan Tunaboylu

Oğlak Yayıncılık