“Ben yağmurdan önceyi seviyorum. Bulutlarda bekleyen yağmuru.”

Jonathan Coe’yu tanıyanlar bilir: sivri bir dili, keskin bir kalemi vardır. İroniye düşkündür; siyasi perspektifi eşsizdir. Sıradan, hatta zayıf kahramanların başına öyle sıradışı dertler sarar ki… En olmaz dediğiniz kurgu onun satırlarında yaşamdan daha gerçektir.

Ama Yağmurdan Önce’de (çevirmen: Gül Çağalı Güven, E Yayınları, İstanbul, 2008) kendisi için alışılmadık bir yola sapıyor Coe. Karşımıza çok güçlü bir karakter –Rosamond– oturtuyor ve bu kez, bu karakterin ağzından bir kırılmış incelikler tarihi dinliyoruz. Bu kez yalın ve naif bir öyküyü, sert bir rüzgâr gibi insanın suratına çarpan karakterlerle örüyor Coe.

Rosamond uzak akrabası olan Imogen’e, Imogen’in büyükannesiyle başlayan iki kuşağın ve tam da Imogen’in kendi tarihini anlatıyor. Bu gönül kırıklıklarının, el altında durup da uzanılamayan sevgilerin tarihi. İnsani dokunuşlardan uzak kalıp içte çürüyen, zehirli bir zırha dönüşen sevgisizliklerin tarihi. Tutulmadığı için değil, verilmediği için insanı yaralayan ve sakat bırakan sözlerin tarihi.

Rosamond’un gözleri görmeyen Imogen’e yirmi fotoğrafla anlattığı öykünün (Coe’nun ironisinden mi söz etmiştik?) satır aralarında bu cesur kadının yaşamını da izliyoruz. Rosamond her sayfada, sessiz bir direnç ve inançla benliğini, cinselliğini dişiyle tırnağıyla, kana kana acı çekme pahasına inşa ediyor. Onun taviz vermez sakinliğinde; sevebilmek için, bunca hoyratlığa karşın sevebilmek için verdiği savaşta insanı umutlandıran bir yan var. Kırık dökük, hüzünlü bir umut bu. Ama yine de kaçınılmaz ve davetkâr bir umut.

“Ve aynı zamanda, düşüncelerimin bir ucunda, bir çeşit dehşet, bana sunulan şeyin haritası çizilmemiş, tehlikeli bir şey olduğunun bilinci süzülüp duruyordu. Ama tanımayı reddettiğim bu dehşeti bir kenara itiverdim.”

Yağmurdan Önce

Jonathan Coe

Çevirmen: Gül Çağalı Güven

E Yayınları