Nietzsche ile başlayan varoluşçuluk konusuna ilgim bir yerde Albert Camus ile yollarımı kesiştirdi ve beni absürdizme götürdü. Aslında Camus kendini sıfatlara yerleştirmeyi sevmeyen bir yazar, filozof.

Kitabın dili çok yalın, hikâyenin zaman aralığı çok dar olmasına rağmen anlatılmak istenen düşünce insana bir anda ağır gelebiliyor: Cezayir?de sıradan bir hayat süren Mersault?nun, rastlantılar sonucu bir arabı öldürmesi, yargılanma süreci, kendisini adım adım ölüme götüren bu süreci son derece kayıtsız bir şekilde izlemesi.

Kişi ne kadar olayların içinde başkahraman gibi gözükse de kendi hayat akışının bir o kadar dışında kalabiliyor. Kitaptan Camus?nün Yabancı?sının yabancılaşmasını şöyle de aktarabiliriz:

?Yani bu işin benim dışımda görülüyor gibi bir hali vardı. Herşey, ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu, kaderim bana sorulmadan tayin olunuyordu.?

?İyi düşününce söylenecek bir şeyim olmadığını anlamaktayım. Kendi kendimi seyrediyormuş gibi bir hisse kapıldım.?

Mersault?nun adım adım ölüme yaklaşırkenki kayıtsızlığı, her ne kadar okuyan olarak beni bir sıkıntı içine soktuysa da yazarın beş duyuya hitap eden betimlemeleri öyküyü yaşarmışçasına okumamı sağladı.

Kitap ile ilgili yazıyı yazarken nedense aklımda Hümeyra?nın seslendirdiği ?Beyhude? isimli parça dolaştı durdu. Sizinle paylaşmak istedim.

Beyhude

Şah desen kul desen beyhudedir beyhude
Bu dünyanın işleri beyhudedir beyhude
Zengin olsan fakir olsan aşkın yeri bellidir
Sen sen ol seven ol başka alem yok

Dünya yalan dünyadır üstü altı rüyadır
Özü aslı hayatın aşka olan yolundur
Çul desen altın desen beyhudedir beyhude
Yok desen tamam desen beyhudedir beyhude

Yabancı

Albert Camus

Çeviren: Vedat Günyol

Can Yayınları