Albert Camus, destansı Sisiphos Söyleni‘ne şöyle başlar: “Gerçekten önemli olan tek felsefe sorunu vardır: İNTİHAR. Yaşamanın yaşamaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir.”

Yaşamak bir umuttu Mersault için. Akşam uyuyacak, sabah uyanacak, -bazen uyanmayacak bazen de uyumayacak- acıkınca yiyecek, ciğerleri susayınca dumanla serinletecek, dumanla büyüyecek. Büyüdükçe yaşayacak. Mı? Yaşamak mı?

Mersault, Yabancı‘nın ana karakteri.

Camus, onu balçıktan yarattı ve ruh yerine varoluşçuluk felsefesi üfledi iliklerine. Mersault geldi dünyaya böylelikle. Derken ayaklarının üzerinde durma vaktinin geldiğini düşünmüş olacak ki saldı onu topluma. “Merhaba Raymond!” Artık kalabalığın içinde bir gölge. Toplumun içinde, ancak bir o kadar toplumdan mücerret, bir yabancı. Sanki toplum tarafından doğurulmuş ilk insandı da yok olmaktaydı ya da var olmaktadır da toplumla kordon bağını bir türlü koparamamaktadır. Lastik gibi uzar bağ. Yaşamak süner, uzar; Sisiphos’un cesaretini sorgularken. Yaşamak, sadece yaşamak. Mıdır? Bir böcek gibi. Gregor Samsa olmaya razı. Mıdır? Bir böcek gibi. Başkalaşım mı geçirmeli? Dir. Bir su böceğidir. Behemoth değildir; ama su böceğidir, artık, evrilmeli. Midir? O küçük, çirkin ayakları kalınlaşır, dikleşir o zaman. Parmakları süğer. Saçları uzar. Uzanır aynanın karşısına, tarar tek tek. Boyar belki karaya, karaya çıkınca. Karaya demişken Camus gelir aklına. Tanrılar, eğer inanmazsak ölürler ve ölüm kötü bir şey, der Metin Kaçan. İnanmalı mı Camus’a yoksa isyan mı etmeli? İsyan inancı barındırır oysa, yaşar böylelikle Bilge Tanrı. O zaman inanmalı. Mıdır? Kalem kuşanan yaratıcısına. Güneş. Alır gözünü, götürür. İnanmamalı. Mıdır? Arap. Sefalet. Seslenir: “Ey İlah! Yırt at sayfaları. Serbest bırak beni.” Güneş. Alır başını. Gitmez mi? O zaman çeker tetiği. Öldürür Arap’ı. Sefalet. Sisiphos-mu-dur artık. Sırtında kayası. Çıkar yargıcın karşısına. Yaşam uzadıkça… İndirmeli midir kayayı. Yargıç sorar, neden. Güneş. İnanmalı. Mıdır. Ya sırtında-mıdır artık-ki kaya? Yargıç yineler, neden? Trim trak, trim trak. Geçiyor zaman, daralıyor. Mu? Aydınlanır Mersault’un zihni, geçerken zaman. Yaşamak, yaşamaktan ibaret! Se! Yaşamın anlamı muhakkak: İNTİHAR. Böylece başlar destansı savunmasına, susarak. Ölüme susayarak.

Yargıç, son kez oturtur sanık kürsüsüne. İdam hükmünü vermeye. Salondakilerin yüzleri güler. Gözleri anırır barbarca. Dişlerini bilerler boşlukta. Hazırlanırlar, doğurdukları garabeti elleriyle boğmağa. Yargıç giyotinin bilenmesini emreder. Toplum ovuşturur ellerini, sabırsızlanır katil olmaya. Her zaman sabırsız. Mıdır?

İki jandarma girer Mersault’un koluna. Koyulurlar hücreye. Çıkarlar salondan. Bakışlar; barbarlar… Yürürler, yavaş mı yavaş. Yürürler yitesiye. Uzaklaşırlar. Artık yabancıdırlar. Hep mi yabancıydılar?

Yabancı

Albert Camus

Çeviren: Samih Tiryakioğlu

Can Yayınları