Kim inkâr edebilir ki aslında topluca deli olduğumuzu? Soru yanlış olmalı, kim kabul edebilir bunu? Herkes. Adı kadar emin bir şekilde herkes kabul eder, doğrular bunu. “Ne alaka yahu delilik falan, tövbe tövbe…” Hadi ama, eğri oturup doğru konuşalım. Deliyiz. Ama bunu kabul etmiyoruz. Çünkü hepimiz deli olduğumuz için bu bize normal geliyor. Deliyiz. Belki de asıl, o akıl hastanelerine tıkıp ?deli? diye damgaladıklarımız normal olanlardır.

Paulo Coelho, bize Dr. Igor’un ağzından kısa bir hikâye anlatır. Bir kral ve mutlu mesut yaşayan bir halkı varmış. Bir gün düşmanları hep su içtikleri kuyuya bir zehir koymuş. Oradan suyu içen bütün halk hastalanmış ve ?normal olmayan? şekilde davranmaya başlamışlar. Kral ise bu duruma müdahale etmek istemiş, ancak kralın gösterdiği tepkiler halk tarafından ?anormal? olarak karşılanmış ve sarayın kapısına yürümüşler, ?Kral delirdi, artık bizi iyi yönetemiyor? diye. Kral ise sonunda, halkının kuyudan su içtikten sonra farklılaştığını fark ederek, gidip o sudan içmiş. Sonunda o da halkı gibi farklı davranışlar göstermeye başlamış. Ama halk, kral kendileri gibi davranıyor diye, ?Kralımız kendine geldi sonunda, normal davranıyor? demişler. Ve ?normal? bir şekilde yine mutlu mesut yaşamaya devam etmişler.

Veronika, sıradanlaştığı ve yapacağı başka bir şey olmadığı için ölme vaktinin geldiğine inanır. Veronika’nın sonunun geldiğini düşünmesi, bir şeylerin başlangıcı olmuştur. Her son, bir başka şeyi başlatır. Veronika’nın ölümü istemesi, onu gerçek aşka, doğru bildiği yanlışları görebileceği yere götürür.

Mari anlar, insanlar bir akıl hastanesindeyken dahi dışarıdakine benzer bir ?normallik? yaratır… Kaçınılmazdır. Yasalar bile insanları ?normal? kalıbına sokabilmek için vardır. İnsan ?kendi? olduğu zaman deli damgası yiyebilir. İçinden geldiği gibi davransa ya da düşünceleri insanlara ters düşse, ?Delirmiş olmalı? derdi diğerleri. Varsın deli olsundu, insan kalıplara sokulmamalıdır.

Zedka, bize insanların bazı şeyleri kendi başlarına öğrenmeleri gerektiğini öğretir. Bizi düşünmeye iter.

Ve bir kez daha görürüz ki biz insanlar, bazı olayların perde arkasında yatan şeyler o kadar farklıdır ki kimse fark etmeden farklı yerlere sürüklenirler.

“Slovenya nerededir?” Daha kitabın girişinde bu soruyla karşı karşıya kalırız. Bu sorunun devamında yazar okları kendine çevirir, kitapta kendine de yer vermiştir. Kendine verdiği kısacık bölümde kitabında anlattıklarının kendi yaşadığı tecrübelere dayandığını belirtir. Başından geçenleri anlatabilecek fırsatı ise Veronika’nın hikâyesini duyunca bulmuştur. Anlarız ki gerçeklere sıkı sıkıya dayanan bir romandır.

Bir akıl hastanesindeyken insan nasıl davranabilir ki? “Delidir, ne yapsa yeridir.” Çok taşkınlık yaparsan sakinleştirici yersin, olur biter. Kimse dediklerine karışmaz, yaptığın şeyleri umursamaz. Özgürsündür. Bir başkasının ne yapacağını düşünmene gerek yoktur. Kendin olabilirsin. Çünkü bir akıl hastanesindesindir. Bu özgürlükler ve yaşadığı trajik durum içinde Veronika, en sonunda kendini bulabilmiştir. Karakter dışarıda bir yerde olsaydı, kendini bulamazdı belki hiçbir zaman.

Normallik de bir anormalliktir. Çoğunluğun kabulü yüzünden ?normal? olarak görülür pek çok delilik. Belki asıl olması gereken şeyler bu sebepledir ki ?delilik? damgası yer. İnsanoğlu düşünmeli, kendi gibi davranmamak, davranamamak, ne kadar ?normal? bir davranış?

Coelho’nun anlatımı öylesine sade ve akıcıdır ki sayfaların nasıl aktığını bilemezsiniz. Giriş, gelişme, sonuç… Aralarda anakarakterlerin geçmişlerinde dolanarak, bazı şeylere açıklık getirir, sorularınız cevaplanır. Son sayfaya kadar kendini okutur, çünkü büyük bir sırrı saklıyordur. Merakınız uyanır ve izini sürersiniz. Kitabı bitirdiğinizdeyse, bu kadar sade bir anlatıma sahip olup da böylesi sizi şaşırtabilmesi, akıvermesinin verdiği gülümseme kalır dudağınızda.

Tek bir gecede oturup bitirebileceği bir kitap insanın. Biraz daha okuyayım dedirten. Sonlara doğru öyle mutlu oluyor ki insan, sanki kendini bulmuş gibi. Sanki Veronika’ymış gibi. Onunla öfkelenip, onunla ağlayıp, onunla piyano çalıyormuş gibi. Onunla beraber annenizin ellerini öpüp çok sevdiğini söylemeyi istemek gibi. Veronika’nın aşkını bulması, sanki size sizin gerçek aşkınızı verecek gibi. Onunla beraber ölmeyi istemek ve sonra ölmekten vazgeçmek gibi. Yaşama sıkı sıkı sarılmak?

İnsana sonunun ne olacağını, neyin nasıl gitmesi gerektiğini tekrar düşünmeyi hatırlatan bir kitap.

Veronika Ölmek İstiyor

Paulo Coelho

Çeviren: Haldun Pamir

Can Yayınları