İnsan başına gelen büyük felaketleri nasıl algılıyor? Yaşadığımız yüzyıl bunun onlarca örneğini görmemizi sağladı sanırım. Bugün bir film izler gibi sessizce sessizce savaşları izler duruma geldik.  Yıllarca devam eden felaketlere, ölümlere alıştık. Ölümü bir yakınımızın başına gelmediği sürece istatistiksel bir bilgiye dönüştürdük. Yaşadığımız gerçekler ve bilincimiz arasında açılan bu derin uçurum nasıl oluştu?

Çağımızın bu önemli edebiyatçısı ve varoluşçu düşünürlerinden biri olan Albert Camus, Veba?da bu durumu sorguluyor. Bir Fransız sömürge kenti olan Oran?da ortaya çıkan veba salgını sırasında insanın yaşadığı gerçeği algılamasını ve bu gerçek karşısında eylemini sorguluyor. Yılmaz ve pes etmez bir karakter olan Doktor Rieux ile de umudu canlı tutuyor.

Önce şehrin çeşitli yerlerinde görülmeye başlayan fare ölüleridir. Tabii ki kimsenin umursadığı bir durum değildir bu. Sonra yavaş yavaş artan insan ölümlerine giden bir süreç başlar, bu süreçte ilk başlarda görülen bir şey olmaz bilinci kendini sesiz ve kaderci bir kabullenişe doğru ilerler. Böylece olaylar ve hayatımız karşısındaki tutumlar ve davranışlarımız açığa çıkarılmış ve sorgulanmış olur.

İnsan bilinci ile insandır. Bilinç yaşamın ve tarihin bir ürünüdür. Bu bilinç ile yaşama katılır, olaylar karşısındaki durumumuzu belirleriz. Yaşam bize sunulan ve bizim algılamamızın bir mücadelesi ile şekil alır. Bu mücadelenin en önemli unsuru da gerçekliği algılama biçimimizdir. Gerçekler bize sistemler tarafından hep karmaşıklaşmış bir şekilde sunulur. Bu sunumlarla sistemler kendi varlıklarını sürdürürler. Öyle ki, bu algılama biçimleri zamanla biz fark etmeden ironik bir hal almaya başlar. Dünyanın bir ucundan diğer ucuna demokrasi götürmek isteyen kahramanları ve bu kahramanların öldürdüğü masum insanları televizyonda izleyip, yemek yiyip içerken bulabilirsiniz kendinizi. Bu kahramanlık masum insan ölümlerini bir sinema filmi izler gibi izlettiren gerçeği algılama ve sunma biçimidir. Sunulan gerçeğe ait bir bilinçle yaşıyorsanız, artık yapacak bir şeyiniz kalmamış demektir. Bu bilinç sistemlerin elde ettiği ve kendini yeniden ürettiği bir bilinçtir.

?Gerçekten de felaketler ortak bir şeydir, ancak başımıza geldiğinde inanmakta güçlük çekilir. Dünyada savaşlar kadar vebalar da meydana gelmiştir: Vebalar da, savaşlar da insanları hazırlıksız yakalar. Kentliler kadar, Doktor Rieux de hazırlıksızdı: bu durumda onun kararsızlığını anlamalıydık. Onun endişe ve güven arasında sıkışıp kalmasını da anlamalıydık. Bir savaş patladığında insanlar, ?Uzun sürmez bu, çok aptalca!? derler. Ve kuşkusuz bir savaş çok aptalcadır, ancak bu onun uzun sürmesini engellemez. Budalalık hep direnir, insan hep kendisini düşünmese bunun farkına varabilirdi. Bu açıdan burada oturanlar da herkes gibiydi, kendilerini düşünüyorlardı; bir başka deyişle hümanistiler, felaketlere inanmıyorlardı. Felaket insana yakışmaz, onun için felaket gerçekdışıdır, geçip gidecek kötü bir rüyadır, denir. Ancak her zaman da geçip gitmez, kötü rüyalar arasında insanlar geçip gider; önlemlerini almadığında da başta hümanistler gider. Yurttaşlarımız da başkalarından daha az ya da daha çok suçlu değildi; alçakgönüllü olmayı unutuyorlardı, hepsi bu ve kendileri için hala her şeyin olanaklı olduğuna inanıyorlardı; bu durum da felaketlerin olanaksızlığını varsayıyordu. İşlerini yapmayı sürdürüyorlardı, yolculuklar ayarlıyorlardı ve düşünceleri vardı. Geleceği, yolculukları ve tartışmaları ortadan kaldıran bir vebayı nasıl düşüneceklerdi ki? Kendilerini özgür sanıyorlardı, oysa felaketler oldukça kimse özgür olamayacaktı.?

Oysa biz hayatı yaşarken kendimizi hep özgür hissederiz. Yaptıklarımızı ve yaşamımızı kendi irademizin bir ürünü olarak görürüz. İşte bize hayatı yaşatan bilincimizdir. Bilinç de iyi ve doğru bir eğitim ile eleştirel bir akılla ve tarihsel bir birikimle birleşmeden sağlıklı olarak işlemez. Sorgulamadan kabul ettiğimiz ve yaptığımız her şey bizi yönetmeye, yönlendirmeye devam edecektir. Öyle ki, Kafka?nın Değişim?de anlattığı karakteri bir sabah kalktığında kendini bir böceğe dönüşmüş olarak gördüğü halde ilk olarak saate bakıp işe geç kaldığını düşünecektir.  En zor durumlarda ve en sıkıntılı anlarda bizi yaşama katan bu bilinç bizi gerçek anlamda bir özgürlük ve tutsaklık diyalektiğine itecektir. Bu savaş ancak ve ancak eleştirel bir akıl ve mücadele gücü ile kazanılabilir.

Brecht, gerçeğin yazılmasındaki zorluklardan bahsederken, bunun için yöntemler de sunmuştur. Günümüzde basın, yazar, aydınlar üzerinden yürütülen bu tartışmaya önemli bir ışık tutacak bir tespittir bu. Bunlar, gerçeği yazabilecek cesaret, kavrayabilecek akıl, elle tutulur bir silaha dönüştürme sanatı, etkili alanları seçebilmek, yığınlara ulaşılabilmek ve yayma becerisi olarak açıklamıştır. Hitler dönemi Avrupa?sı ve bu dönemde yaşanan gerçekler karşısında insanlığın durumudur, Brecht?i bu yöntemleri anlatmaya iten. Ancak yıllar geçtikçe insanlığın bu yöntemlere olan ihtiyacı artarak devam etmektedir. Bu savaşı kazanmak için ya sessizce insanlığı saran vebayı yok sayıp yaşamaya devam edeceğiz, ya da Doktor Rieux gibi umudun ama gerçeği algılamış bir bilince ait bir umudun peşine düşeceğiz.

Veba

Albert Camus

Çeviren: Nedret Tanyolaç Öztokat

Can Yayınları