Sabahları xx:05’de uyanmak, ne bir dakika eksik (saniye bile mühim) ne fazla. El yüz yıkama, diş fırçalama, giyinip kuşanma gibi günlük rutinler sonrası en geç xx:28’de kapının önünde olunamazsa işe geç kalmanın garanti olması hali, her biri birbirine ve hayatın akışına bağlı süren bir işe gidiş ritüeliyle bezeli hayatı yıllarca yaşamak. Hem erken kalkman da yeterli değil, hayat sağ olsun; belki asansör beklersin, sadece 1-2 dakika ya da bir komşu ile karşılaşır iki kelam edersin, aaa telefonunu mu almayı unuttun hemen geri dön, onsuz yaşanır mı! Ama o birkaç dakika aksama sana misli misli bir gecikme olarak geri döner. Genelde yaya geçidi umursamayan ve trafik lambası var olmayan bir yolda yaklaşık 5 dakika karşıya geçememe anları trajik gelir; otobüs adeta umarsızca önünden hınzır bir sırıtmayla geçer; içi tıka basa doludur, nefes alacak yer yoktur, ama sen yine de yetişemedin diye hayıflanırsın içten içe. Neyse aşağı yukarı her gün bu maratonu sürdürürsün paldır küldür. 🙂

Kaotik bir giriş bölümünden sonra gelişme bölümü başlar. İşe gelirsin ve her zaman geç kalma payını bildiğinden geçte kalmazsın çoğu zaman. Vakitlice iş yerinin kapısından girmenin ve/veya giriş kartını turnikede okutmanın haklı gururunu yaşarsın.  Artık ofistesindir, masana oturur yenilersin kendini. Bunları kafandan atıp günün büyüsüne kapılırsın, yaşamayı da çalışmayı da seversin çünkü ya da sevmezsin bilemem. Sonra herkes gibi 12:00’de yemek yersin ya da işlerin o kadar çoktur ki yemek yemeyi unutursun. Toplantılar, işler güçler gün boyu süren koşuşturma. Mesai bitimine doğru az sonraki maratonun için hazırsındır, bu seferki daha çetrefillidir; olaya iş çıkışı trafiği ve tahammülü gittikçe azalmış insanlar eklenir. Tek fark zaman kısıtı sabahki gibi net hatlarıyla belli değildir. Öyle ya da böyle eve varırsın. Bir sonraki gün için sana ne enerji veriyorsa onunla meşgul olursun. Yanlış anlaşılmasın mutsuz da değilsindir aslında.

Peki ya sonuç bölümü…

Ne mi anlatıyorum ben? Birçok insanın bir günü böyle geçiyor olmalı yoksa geçmiyor mu?

Kiminin bu maratona pek bir şikayeti yok, kimi mutsuz olsa da başka bir çıkış olmadığını kabul etmiş, kimi tam böyle bir hayat için var olduğuna emin. Peki diğer grup yani hayatının neredeyse % 70’ini asla parçası olmak istemediği ve bunun farkında bile olmadığı işler ve yeteneklerinin çok dışı görevlerde hayal kurmaya bile saniye ayıramayarak geçirenler. Onlarla tanışmayı beklemiyordum, bu kitabı değil almayı düşünmek böyle bir kitabın varlığından bile haberim yoktu. Bir gün bir arkadaşım bana bu kitabı tek kelime etmeksizin hediye etti ve macera başladı.

Varolmayanlar

Doğu Yücel

Doğan Kitap