Yazar, yani Hasan Ali Toptaş, dayısını anlatan bir roman yazmak için masaya oturur. Masası pencerenin önünde, nerden başlasam diye düşünürken, roman boyunca her tıkandığında, kah sözleriyle, kah hareketleriyle kalemini sürükleyecek olan Haydar’ı görür.

Haydar bir görünüp bir kaybolur öyküde. Yazar ne zaman tıkansa, hikâyeye nasıl devam edeceğine ne zaman karar veremese Haydar’ın deli deli koşuşuna, bakışına tutunup devam eder. Haydar’ın romanın kurgusundaki rolü büyüktür. Hasan Ali Toptaş bizzat roman kahramanlarından biri olarak kendini romana koymuş gibi görünür, ama aslında romanda anlatılanlardan etkilenen, ağlayan, deliren Haydar, yazarın romandaki ikizidir.

İki dedenin yollarını kesiştiren şehirdeki büyük sel felaketiyle başlar romandaki olaylar. Cebrail Dede ve öteki dedenin hayat serüvenleri, birçok efsanevi karakter ve nesne çerçevesinde büyülü gerçekçilik ve bilinç akışı teknikleriyle anlatılır. Dayının trajik öyküsüne sıra ancak kitabın sonlarına doğru gelir. Kitabın yarım bırakılan son cümlesi, ilk cümlesine bağlanır. Böylece dairesel bir havuzun içinde bir girdaba dönüşür, sonsuz kere yeniden başlar ve biter aynı cümleler.

Birbiri ardına sıralanmış benzetmeler, metaforlar, her biri kendisinden önceki cümleye, “derken, sonrasında, bir bakıma, söz gelimi, efendime söyleyeyim, öyle ki, hatta, işte” bağlaçlarıyla iliştirilmiş cümleler ve paragraflar okumayı zorlaştırsa da metne müthiş bir ahenk ve müzik katmış. Hasan Ali Toptaş kuşkusuz yaşayan en iyi Türk yazarlarından biri. Onun yazdıklarından keyif almak zorlayıcı, çok tutkun olmak lazım edebiyata, belki biraz da şiire.

Uykuların Doğusu

Hasan Ali Toptaş

Everest Yayınları