J.M. Coetzee ile ilk defa tanıştım. Akıcı, sade anlatımıyla roman beni hemen içine çekti, şaşırttı, sarstı. Sade dille yazılmış öykü sert bir yaşam kesitini sunuyor.

Kitabın kahramanı David Lurie, Cape Town?da bir üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışmakta ve öğrencilerine Byron ve Wordswort?ün şiirlerini aktararak derslerini vermektedir. Bir gün Melanie Isaacs adlı öğrencisi ile bir ilişkiye girer. Gerçek bir ilişkiden çok tek tarafın anlık arzularını tatmin eden, karşı tarafın net rızasını almadan gelişen birliktelik, bir nevi örtülü bir tecavüz.

?…Tecavüz değil, tam olarak değil ancak yine de arzulanmayan bir şey, hiç mi hiç arzulanmayan bir şey. Sanki kız her şey olup biterken kendini salıvermeye ve tilkinin ensesini dişlediği bir tavşan gibi kıpırtısız kalmaya karar vermiş. Sanki böyle yaparsa, başına gelecek her şey kendinden uzakta yapılacakmış gibi.?

Olayın ardından soruşturma açılır. Okul yönetimince savunması istenen David, kendisini savunmadan, suçlamaları okumayı bile reddederek hakkındaki iddiaların yer aldığı belgeleri imzalar. Sadece okulu değil, yaşadığı kenti de terk ederek çiftlik hayatı süren kızı Lucy?nin yanına sığınır.

?… Eros?un kölesiydim… Benim bedenimde harekete bir geçen tanrıydı o…?

Lucy?nin yanında çiftlik yaşamına ayak uydurmaya çalıştığı sırada yaşananlar gerçekten sarsıcıdır. Lucy ve David üç siyahın saldırısına uğrar ve Lucy tecavüze uğrar. Lucy olayı kişisel bir durum olarak algılasa da David?in bu olayı aynı şekilde görmesi mümkün olmaz ve yaşadıklarını sanki kendisinin Melanie?ye yaşattıklarının bir izdüşümü gibi görür.

Yazar, Güney Afrika toplumunda beyazların ve siyahların arasında yaşanmış olan zorbalıklara

ve değişime değinmektedir. Utanç duyulması gereken baskı, şiddet, zulüm ve ayrımcılık tersine dönmüştür. Güney Afrika değişmektedir.

Romanın kahramanının sonuçta yapması gereken, olaylar sonucunda olanı olduğu gibi kabul etmeyi öğrenmektir.

Coetzee?nin kullandığı dil basit, duygu ve düşünceleri doğrudan ifade etmeye yönelik, simdiki zaman kullanıyor. Romanında alegori sanatını fazlasıyla kullanıyor; hayvanlar ile insanlar arasında sayısız benzerlik kuruyor, özellikle de köpeklere dair benzetmeler dikkat çekici.

?… Belki de kabul etmeyi öğrenmem gereken şey budur. Sıfırdan başlamak. Hiçbir şeyim olmadan. ?Şunun dışında? demeden. Hiçbir şeysiz. Ne bir kart, ne bir silah, ne arazi, ne hak, ne onur.?
?Bir köpek gibi.”

?Evet bir köpek gibi.?

Utanç

J.M. Coetzee

Çeviren: İlknur Özdemir

Can Yayınları