Ahmet/Oğuz, Yusuf, Şair, Canan, Esmer, Yüksel Abi, Ada? çok yakışmışlar bu romana.Hayatla sıfıra karşı değişen skorlarını, farklı mektuplarla, uzun tren yolculuklarıyla, bambaşka mahallelerle, kadeh kadeh, şişe şişe, yudum yudum içki ve patlayan bombalarla değiştirmeye çalışıyorlar. Kenar mahallelerin, soğuk, ıssız mağaraların, sigara ve içki kokan küçük otel odalarının, tren kompartımanlarının kara kalem eskizlerini bırakmışlar sayfa aralarına. Farklı başlıklar altındaki hikâyelere hayatın en sıradan anlarını ve imkânsız saniyelerini işlemişler kelime kelime. Ve yolculukları tamamlamışlar, binlerce kez kullanılan kelimelerden benzersiz cümle kombinasyonları oluşturarak.

??Bu beyaz rengin hayatı zor, siyah diye bir şey var, yalnız siyah olsa iyi, beyazdan gayrı ne varsa beyaza karşı, beyaz ne yapsın, kalamıyor öyle, o da bir kolayını bulur, bulmuş, kirli beyaz, uzlaşmak gibi bu biraz, gri değil, kirli beyaz, gri de bir renk çünkü, yekpare oluyor. Gri başka, kirli beyaz başka. Neyse…?

Pıtlatmak için uzattıkları plastik bardakların içindeki alkol oranı değişen içkileri ile kimi zaman hafif sarhoş, kimi zaman biraz sarhoş, kimi zaman fazla sarhoş, kimi zamansa çok fazla sarhoş olup muhabbetin dibine vuruyorlar. Muhabbetin en derin yerinde kadehi dibe duruyorlar ki, bir şehir fışkırıyor o kadehten, bir ülke fışkırıyor, yıllanmış sorunlar çözüme demleniyor, karmaşık ilişkiler kaosa meylediyor. Öfke ve küfre, naif bir rakı sofrası eşlik ediyor. Bu sofranın mezeleri yutarken yemek borunuzu acıtarak geçiyor, ara sıcakları dil yakıyor, ana yemeğe geçmek ise yürek istiyor.

“…Her yaşın kendine göre bir güzelliği yoktu. Emin olduğun, farkında olduğun hiçbir yaşın güzelliği yoktu. Yaş öyle bir şey olacaktı ki, sen bilmeyecektin. Sana yaşını sorduklarında şaşıracaktın, şöyle bir durup hesaplamak zorunda kalacaktın. Yaş günü hediyesi verenlere ajan provokatör gözüyle bakacaktın. ?Benim yıllarımı paketlemeyin ulaan, bırakın dağınık kalsın!? diye bağıracaktın…”

Boğazını yaşamla gargaralayıp acı tükürüyor Oğuz. Oğuz?un gökyüzüne bıraktığı dumanları toplayıp yarın biriktiriyor Şair. Şair?in topladığı yarınları okuyup hayat yudumluyor Yusuf. Sense o büyük, kudretli ve zalim okur, Oğuz?un, Şair?in, Yusuf?un hazırladığı çilingir sofrasından bir çatal alıp mideye indiriyorsun. Tamamdır, karnın yine doydu artık. Ama bu sefer duvara çarptın! Kolay kolay doğrulamazsın, unutamazsın, görmezden gelemezsin, geçip gidemezsin, başını çeviremezsin, duyarsız kalamazsın! Oturdu artık midene, kolay kolay sindiremezsin. Ama OLAYSIZ DAĞILABİLİRSİN!

“…Hep yarım kaldım, hiç tam doymadım, tam bağırmadım, tam dokunmadım. Bıçak ruhumda dehşet bir fısıltı gibi ilerledi ve ben tam ortamdan yarıldım. Ruhuma bir hayat yakıştıramadım… “

Tol

Murat Uyurkulak

Metis Yayınevi