Thomas More’un dünyaca ünlü, aşağı yukarı 500 yıl önce yazdığı Utopia’sı tesadüfen geçenlerde elime geçti. Sıkıcı bulmayı umduğum bu kitabın; More’un değişik bulduğum yaşamı sayesinde sürükleyici ve hayranlık uyandırıcı bir hale büründüğünü rahatlıkla söyleye bilirim. Kültür Yayınları’ndan çıkan bu esere;  Mina Urgan’ın (Bir Dinozorun Anıları’ndan da tanıyabileceğiniz) incelemesi ve fikirlerini barındıran, aynı zamanda Platon’un devletinden bile üstün olduğunu anlatmak adına bölüm değerlendirmesi ve karşılaştırmalarına yer verdiği için oldukça aydınlatıcı bir basım olduğunu söyleye bilirim. Bazen bodoslama bir kitabı okumak onu derinlemesine çözmemize olanak vermeyebilir;  bu bir yandan da ona objektif bakış açımızı daraltabilir, bu yüzden her zaman okumayı önermem. Biraz okura kalmış bir tercihtir bu.

Hayat hikâyesi

1478 yılında doğan bu adam yargıç olan babası tarafından 14 yaşlarındayken bir pederin yayına eğitim görmesi için bırakılmış. O dönemde yaygın olan ama benim oldukça riskli bir hamle olarak tanımlayacağım bir harekette bulunmuş. Sanırım onun yararına olmuş Latincesini geliştirmiş ve dini öğrenmenin yanında kültürel anlamda da donanımlı biri olmuş çıkmış. Kendinden her zaman din adamı olması beklenen bu adam hiçbir zaman bu hayali gerçekleştirememiş. O dönemin önemli isimleri More?dan övgüyle ve hayranlıkla bahsederken katı Katolik tavrını ona hiç yakıştıramamışlar. Ben bu konuda biraz farklı baktım sanırım; çocukluğu bir pederin yanın da geçen bu adamın uzun yıllar perhiz yapıp, zaman zaman kendi vücudunu cezalandırmasına varan tavırları; ondan ilerleyen sayfalarda “kötü bir aile yaşantısı oldu ve zorba bir babaydı” açıklamalarını beklememe sebep oldu. Ama gelin görün ki More’un 4 ya da 5 kızı ve 1 oğlu olmuş ve hepsiyle, iki karısıyla da çok iyi geçinen ve sevilen bir adam olmayı başarmış. Bu arada Erasmus’la da çok yakın arkadaş olmuşlar hatta Erasmus’un onda kaldığı bir gecede Deliliğe Övgü’yü yazdığı söyleniyor!

More bir süre babası gibi yargıçlık yapmış. O kadar iyi bir yargıçmış ki şöhreti almış yürümüş. Adil ve dürüst kararlar vermiş, kimseyi kayırmamış.

Esas More’un hayatındaki kilit nokta  8. Henry’ye danışmanlık yapmasıyla başlıyor. Anlaşılan Henry bilgiye aç ve öğrenmeyi seven biriymiş. More’u bir an olsun yanından ayırmamış. More o kadar önemli biri olmuş ki ünü İngiltere’yi aşmış, herkes onun ağzından çıkan sözlere önem verir olmuş. Zaman gelmiş Henry papayla ters düşmüş;  tabi burada yine bir kadın meselesi ortaya çıkıyor. Katı Katolik mezhebi boşanmayı uygun görmediğinden papa ile yollarını ayıran Henry; Protestanlığı kurmak ve yengesi Ann Boleyn ile evlenmek bir yandan da halkını ayaklandırmamak için anlayacağınız formaliteden tüm parlamentodan ve en önemlisi More’dan icazet almaya kalkıyor. More tabii fena Katolik, bunun yanında boşanmayı kesinlikle tasvip etmiyor. Tabi bu onayı vermeye yanaşmayınca ömrünün son zamanları olan 15 aynı hapiste geçirmesi için tutuklanıyor.

Buradaki ayrıntı herkesin More’un aydın ve düşünür olmasına bu katı Katolik tavrı yakıştıramaması Aslında mesele Katolikliği savunmak değil tabi Henry’nin zorbalıklarına karşı koymak adına onu ölümü götüren tıpkı Sokrates gibi savunduğu şeyden bir an bile vazgeçmemesidir.

Yaşamını uzunca özetledikten sonra More’un ütopya anlayışından biraz söz etmek gerekirse;  yazarken Utopia halkının yaşam tarzından, yeme içmesinden, giyim kuşamından, yönetim biçiminden, savaşa karşı tavrı, hukuku, saat kaçta yatıp kalkacaklarına varıncaya kadar düşünmüş yazmış. Okurken tam bir ütopya dedim doğrusu. Her şeye tamam dedim de uykuya karışılması beni bitirdi! Ancak Utopia’daki güzel  ve enteresan şeylerden biri; altına ve değerli taşlara önem vermediklerini göstermek için tutuklu, mahkûm ve köleleri altına boğmakla göstermişler. (More’un da kendisinden inci kolye isteyen karısına bezelyeleri ipe geçirip hediye edişinden gösterişe önem vermediğini söyleyebiliriz.)

Adil bir yönetim ve düzen içinde yönetilen bu yeri Platon’un devletinden ayıran en önemli özellik yönetimde herkesin söz sahibi olabilmesi, devletteki gibi aristokratların kayırılmamış olması. Bu anlayışta belki de Platon’un çok sevdiği hocası Sokrates’in haksız yere idam edilişi yatıyor olabilir tabi. More’un Utopia’sında dikkat çeken en önemli konu; onu yazan  kişinin belki de uğruna ölecek kadar bağlı olduğu Katolikliliğine Utopia’da rastlanmıyor oluşuydu!

Utopia

Thomas More

Çevirenler: Sabahattin Eyüboğlu, Vedat Günyol, Mina Urgan

İş Bankası Kültür Yayınları