Büyük bir yangında vücudunun neredeyse tamamı yanan ve tanınmaz hale gelen karısının, geçirdiği bunalımı atlatamayıp kendini boşluğa bırakarak kızının gözleri önünde intihar etmesi üzerine hayatı değişen bir adamın hikâyesini anlatıyor The Skin I Live In, Türkçe adıyla İçinde Yaşadığım Deri. Karısının bu travmatik ölümü üzerine kendini kızına ve deri cerrahisi üzerine yaptığı bilimsel deneylere adayan Dr. Robert Ledgard büyük bir evde kızı ve hizmetkârı Miralla ile yaşamaktadır. Kızının şahit olduğu korkunç ölümü unutması ve normal yaşamına dönebilmesi için çalışan baba, onu arkadaşının düzenlediği bir partiye katılmaya ikna eder ve birlikte uzun zaman sonra normal bir baba kız gibi zaman geçirirler. Gecenin ilerleyen saatlerinde kızının parti salonunda olmadığını gören Dr. Ledgard bahçeye onu aramaya çıkar ve ağaçların arasında kızının cansız bedenini bulur, cinsel saldırıya uğramış, sonrasında da boğularak öldürülmüştür.

Kafayı kızının katilini yakalamaya takan doktor, kızını öldürdüğünden şüphelendiği genç ve yakışıklı Vicente’yi yakalayıp kaçırır, evinde bir odaya hapseder. Sonrasında ise hastalıklı ve psikopat bir şekilde Vicente’nin tüm derisini parçalar halinde kaldırıp kendi hazırladığı yapay deri ile değiştirir. Ayrıca yüzüne estetikle müdahale ederken cinsiyet değiştirme operasyonu yaparak Vicente’yi bir kadına dönüştürür; ölen karısı Gal’a… Uzun yıllar boyu hapsedildiği odada yaşamak zorunda kalan eski adıyla Vicente yeni adıyla Vera artık doktor ne diyorsa yapıyordur; resmi olmasa da artık o Robert’ın karısıdır. Sonrasında yaşayacakları hem doktoru hem de Vera’yı bambaşka yollara sokar.

2011 yılı, İspanyol yönetmen Pedra Almadovar yapımı bir film olan The Skin I Live In’de Doktor Robert Ledgard rolünde oynayan Antonio Banderas mükemmel bir performans sergiliyor. Ayrıca çok da tanınmamış bir oyuncu olan Elena Anaya, Vera rolüyle melankolikliği, hapsedilmişliğin verdiği tutsaklık psikolojisini ve erkekten kadına dönüştürülmesini kabullenişi izleyiciye başarılı bir şekilde verebiliyor. Tabii ki senaryonun akışı benim anlattığım sırada değil; film başladığında bambaşka bir kurgu oluşturuyorsunuz kafanızda; ama dakikalar ilerledikçe aslında olayların daha farklı olduğunu görüyorsunuz. Bu yüzden özellikle senaristlerin büyük bir iş çıkardığı nadide yapımlardan biri diye düşünüyorum.

Klişe olacak ama bence kesinlikle izlenmesi gereken bir film. Hem bir babanın kızını kaybedince hem de bir kocanın karısını kaybedince neler yapabileceğini aynı anda, aynı hikâyede görebileceğiniz bir yapım. Ayrıca büyük usta Antonio Banderas’ın bu performansı ve yılların eskitemediği karizması kaçırılmayacak cinsten, benden söylemesi…

Orijinal Adı: La piel que habito

Yönetmen: Pedro Almadovar

Oyuncular: Antonio Banderas, Elena Anaya

Yılı: 2011