Köhne, izbe bir mahalle meyhanesinde, iki üç parça meze ve bir büyük rakının renklendirdiği masanın başında iki genç adam ağır ağır rakılarını yudumlarlar. Daha genç gözüken ama aslında biraz daha büyük olanı birşeyler söylemeye yeltenir ama sonra vazgeçer.

Daha yaşlı gözüken ama aslında daha küçük olansa, arkadaşının konuşma isteğinin farkına bile varmayarak bir nefes sigarasından, bir nefes de bedenlerinin üst kısmını gizleyen sigara dumanından içine çekerek, havada süzülerek yere düşen toz zerreciklerinin mi, yoksa kendinin mi daha yorgun olabileceği üzerine derin düşüncelere dalmıştır.

Genç gözüken, oturduğu tahta sandalyenin arka ayakları üzerinde hafifçe sallanarak çevresini incelemeye başlar. Her masada benzer bir sessizlik ve benzer dumanlar. ?Aslında derinden gelen bir taş plak yakışırdı? diye düşünür daha yaşlı olan, oysaki çızırtılı bir radyo kanalından, duyulur duyulmaz bir sesle ne tarzda olduğu bile anlaşılmayan bazı sesler gelir sadece. Yerlerdeki birkaç çerez kırıntısı dışında aslında oldukça temiz olduğu söylenebilir mekânın. Fakat kavga etmek için bile olsa birileri ile birşeyler konuşmak isteğiyle kıvranan adam, mekânın sahibini arar gözlerle kendi kendine homurdanmaya başlar. Omuzunda beyaz bir havlu, hafif kırlaşmış saçlarının diplerinde terler birikmiş ve kirli beyaz önlüğüyle yaşlıca bir adamın, mezelerin dizildiği camlı bölmenin arkasından belirmesi beklenirken, aynı camlı bölmenin arkasından yirmilerinde, esmer, yakışıklıca bir delikanlı çıkar ve ?Birşey mi canınızı sıktı beyfendi?? diye kendinden beklenmeyecek bir zarefetle bizimkine sorar. Bu nezeket karşısında, zaten istese de çıkaramayacağı kavgayı rakısıyla bir yudumda yutarak bir tabak meyve ister genç gözüken ve fakat aslında yaşca daha büyük olan.

Konuşma arzusu içinde çığ gibi büyüyen adam, arkadaşını ateşlendirmek için, kadınlar, içki, siyaset, hayat şartları, hava durumu, komşu ülkelerin yalnızlığı, memleketin güzellikleri, euro ve dolar kur yükselişleri gibi konularda bir kaç deneme daha yapar, fakat bazen tek kelimelik cevaplar, bazen küçük homurdanmalar, bazense yorgun bakışlardan başka eline birşey geçmez.

O sırada arka masalardan birinde tatlı ve heyecanlı bir sohbet vuku bulmaya başlar. Mekânın sessizliğinde her kelimenin tane tane anlaşılması beklenirken, grubun heyecanından masadan sadece bir uğultu yükselmektedir. Masadaki uğultuya merak artar ve kulaklar bu toz bulutundan koparabildikleri kelimeleri koparabilmek için iyice keskinleşir. Bu gürültünün içinden sadece iki kelime netlikle duyulabilmektedir: ?Oğuz Atay? ve ?Tehlikeli Oyunlar?.

İki kelimeyi duyan daha yaşlı gözüken ama aslında daha küçük olan usulca arkadaşının yanına yaklaşır ve ?Arka masaya katılalım mı, ne dersin?? diye sorar.

Tehlikeli Oyunlar

Oğuz Atay

İletişim Yayınları