Lübnan asıllı Fransız yazar Amin Maalouf’u tarihçi olarak da biliriz. Müthiş hikâyeciliğin yanında yaşadığı ve yaşattığı kültüre bir saygı duruşu olarak ülkesinin başına gelenleri bizle her fırsatta paylaşır. Tıpkı son yazdığı “Uygarlıkların Batışı” kitabında olduğu gibi. Bazı kitapları salt tarih kitabı gibidir mesela. “Arapların Gözünden Haçlı Seferleri” kitabını önümüze aldığımızda, her daim tarihi, sosyal yapıyla bir araya getirip o zamanki insanların gözüyle anlatmaya çalışan yani öteki göze değer veren yazar, böyle zamanlarda tarihçiliği bırakır, sosyolog olmaya soyunur.

Bu kitabında, tarihsel olayları, eşsiz hikâyeciliğiyle birleştirip yarı kurgusal bir roman ortaya çıkartıyor.

Kitap, Mısır’ın işgalini konu alıyor. O zamanlardaki derebeylik ve yerel yönetimleri çok iyi işleyen yazar, konuyu halkın gözünden de anlatıp bizi olayların içine kolaylıkla alıyor. Roman, derebeylikle yönetilen Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa zamanında bir dağ köyünde geçiyor.  Kitapta, köy hayatında olagelen dışlanma, tabakalaşma ve liderlik kavramları ön plana çıkıyor. Bunları yazar o vakitteki toplum yapısı ve insan psikolojisi içinde başarıyla inceliyor. Örneğin Mısır işgal edildiğinde ve derebeyliğin ipi çekildiğinde yönetimdeki sorunları oracıkta unutarak şeyhin gidişine üzülüp arkasından ağlayan köy halkı bizi durup düşündürüyor. Oysa şeyhten memnun olmayan ama ona saygı duyan bir halk bu. Başka bir yönetime direnmeleri de bu alışkanlık yüzünden. Zaten tarihte hep başka yönetimler, başka sorunlar getiriyor ve gelen gideni aratıyor. Bu, romanda geçen kurgunun çok küçük bir kısmını oluşturuyor. Hikâyenin ana karakteri Tanios adında derebeylikteki hizmet adamlarından birinin oğlu. Yıllarca güzeller güzeli annesinin şeyhe yakınlığıyla ilgili çıkan dedikodular arasında babasının aslında şeyh olabileceği gizemiyle yaşıyor Tanios. Sevda hikâyeleri birbirini izliyor. Tanios, derebeylikten atılan ama sonradan zenginleşip güçlenen eski köylüsünün kızına abayı yakınca hem işgal hem sevda, olayları epey karıştırıyor. İşgal vakitlerinde isimleri bir cinayete karışan Tanios ve babası ülkeden kaçıyor ve sürgün hayatlarında romanın ikinci katmanı başlıyor. Bu katmanda Tanios başka birine dönüşüyor. Başka aşklar, başka kaygılarla boğuşuyor. Mısır’a geri döndüklerinde artık hiç bir şey eskisi gibi olmuyor.

Romandaki kanlı canlı tarihin üzerine kurgulanan hikâyede bir gizem var. Romanı dar boğaz etmeye aday bu gizem romanın bir başını bir de sonunu meşgul ediyor. Kayaya neden Tanios Kayası denilmiş? Tanios’a sonra neler oluyor? Bunun cevabını bulmak için çıktığımız serüvenden elimiz boş mu dönüyoruz?  Yoksa bir efsaneye mi denk geliyoruz? Bunu kayaya son kez oturan Tanios’un gönlünden dökülen sözlerine kulak verince buluruz belki:

“Duygularımı, ruh halimi hangi kelimelerle anlatabilirim? Zamanın, kalbimin, zekâmın çekim gücünü yitirmesi bu! Sırtımda hemen dağ! Dibimde, gün batımında çakalların sesi duyulan vadi! Orada uzaklarda denizi görüyorum. Daracık denizimi. Ufka doğru dar ve uzun bir yol gibi uzanan denizi!”

Tanios Kayası

Amin Maalouf

Çeviren: Işık Ergüden

Yapı Kredi Yayınları