Kitabevine girdiğimde gözüme ilk kestirdiğim yazar, Ahmet Ümit oldu bu sefer. Okuyanlar bilir İstanbul Hatırası‘nda tarihle polisiyeyi arsızca seviştirmişti. Kitap soluk soluğa ilerliyordu. Öyle ki okuyanı işinden alıkoyacak kadar güçlü bir hikâyeyi barındırıyordu yapraklarında.

Ahmet Ümit buydu aslen. Betimlemeleri, akıcılığı, tasvirleri o kadar yerinde ve tadındır ki her okuduğum kitabının ardına başka kitaplara geçmeden uzunca o tadın damağımda kalmasını isterim.

İstanbul Hatırası‘nın ardından aynı temada bir başka kitapla çıkageldi zat, Sultan’ı Öldürmek. Bence bu yazar adına büyük bir riskti. Aynı temada fakat farklı bir ruhla yine tarihle polisiyeyi yarıştıracaktı. Ve maalesef korktuğum başıma gelmişti. Ama yine de merak ettiğimden, ittire kaktıra sona gelmeyi başardım.

Kitabın ilk doksan sayfasında Ahmet Ümit’te hiç karşılaşmadığım bir kuşku hüküm sürmüş sanki. Tarihi nasıl daha çok anlatırım kaygısı gibi. Müştak’ın kendisi ile hesaplaşması öyle derin ki zaman zaman hesaplaşmayı unutuyorsunuz okurken. Psikolojigfüg ile başlayan düğüm, şizofren etkiyle derinlere gömülüyor. Hikâye uçup gidiyor. İşin en büyük handikapı tarihi anlatabilmek için yüksek bir ısrar var sanki.

Neyse ki bu endişe ilk yüzlük dilimin sonlarına doğru kendini Ahmet Ümit’in doğasına yakınsasa da bu sefer de şizofren hallerin tadı kaçıyor. Ta ki kitaptaki bir tarih hocasının gezisine dek, aradığımı daha doğrusu Ümit’in o enfes tadının yakınından bile geçemiyorum. Ve ben başlıyorum atlamalara?

Sonlara gelirken biraz Ümit tadı nüksetmeye başlasa da maalesef çok da kurtaramıyor durumu. Zira kitabın sonu şaşırtıcı ve hoş belki ama seçilen katil çok saçma. Çünkü tüm olay örgüsünü bir hareketle çöpe atıvermiş yazarımız.

Ahmet Ümit okumadıysanız ve ilk kez okuyacaksanız ne Sultanı Öldürmek?le ölün ne de İstanbul Hatırası ile doruklara taşıyın beklentinizi. Orta karar bir Ahmet Ümit kitabıyla başlayın. İstanbul Hatırası ile tadında bırakın.

Sultanı Öldürmek

Ahmet Ümit

Everest Yayınları