Ahmet Ümit’in son başyapıtı Sultanı Öldürmek‘i tüm Ahmet Ümit okurları gibi ben de gözüm yolda bekledim ve bir çırpıda okudum, hem Tarih kokan hem aşkı, özlemi, yalnızlığı anlatan bu polisiye romanı.

Gençlik aşkına sıkı sıkıya tutunmuş, kendisini terk etmesinin üzerinden 21 yıl geçmiş olmasına rağmen, hayatını o aşkın ekseni etrafında döndüren bir tarih profesörü, Serhazin ailesinin son temsilcisi Müştak Serhazin’in hikâyesi bu roman…

“Şahane bir aşk, çoğu zaman harcanmış bir hayat demektir.” diyen ve hayatını Osmanlı tarihine adayıp kariyeri için Amerika’ya giderken kendisini iki satırlık mektupla terk eden sevgilisini unutamamış olmasına hayıflanan Müştak Hoca’nın hikâyesi…

Kitap, eski sevgilisinin Türkiye’ye döndüğünde kendisini araması üzerine evine gittiğinde, Nüzhet?i boğazında hançerle ölü bulan Müştak’ın psikojenik füg hastalığı neticesinde, bilinci yerinde olmadan hareket edip sonradan yaptıklarının hiçbirini hatırlamamasına istinaden, Nüzhet’in başkasıyla evlenmesi üzerine, boğazından hançerleyerek öldürmeyi sık sık düşündüğü sevgilisini tam hayallerindeki gibi bulduğu için Nüzhet’i kendisinin öldürdüğünü sanıp etraftaki izleri karartmasıyla ve Ahmet Ümit’in şu cümleleriyle başlar:

“Biri sizi cinayet işlemekle suçladığında deliller bulur, tanıklar gösterir, bunun bir iftira olduğunu kanıtlamaya çalışırsınız, ama sizi itham eden kişi, bizzat kendinizseniz, ne yaparsınız?”

Kitap, olayın aşk cinayeti mi, yoksa Nüzhet’in son akademik çalışması Osmanlı padişahlarında baba katilliği konusunu hazmedemeyen tutkulu Osmanlı sevenlerin entrikası mı olduğu sorusuna cevap arayan, polise yardımcı olmaya çalışan Müştak’ın, zihninde etraftaki insanları, akademik dostları ve öğrenciler arasında olduğunu düşündüğü katili aramasıyla, çoğu zaman da kendisinin öldürmüş olduğuna inanmasıyla devam eder…

Müştak Serhazin’in başından geçen dört günlük bu tuhaf serüven süresince Ahmet Ümit ile birlikte İstanbul kıyılarında fetih gezisine çıkmışçasına canlı, İstanbul’un fethini yaşıyormuş gibi detaylı ve heyecanlı bir şekilde olayların içine girip Konstantiniyye’yi zapt eden Ulu Hakan Fatih Sultan Mehmet’i daha yakından tanıdım. Bununla birlikte İstanbul’un fethedilmesi dönemini bir de diğer tarafın gözünden gördüm. Şehirlerinin düştüğüne tanık olan Konstantinapolislilerin yüzyıllarca süregelmiş inanışlarını üzerine Çemberlitaş Sütunu?na koşup, gökten bir meleğin inip büyülü bir kılıç uzatarak onların kurtuluşunu sağlayacağını zannetmeleri, ama hiç bir şeyin olmadığını, Ayasofya’ya yeniçerilerin girdiğini gören ve şehirlerinin Osmanlı tarafından ellerinden alınmasını yaşayan halkın duygularını da hissettim.

Sultanı Öldürmek, tür olarak polisiye adıyla anılsa da Ahmet Ümit’in unutulmaz klasikleri, Beyoğlu Rapsodisi ya da İstanbul Hatırası gibi değil. Polisiyeden daha çok bir aşk ve tarih romanı tadında. En çok vurgulanan öğe de çocukluğunu babasının güçlü karakteri altında ezilerek; annesi, teyzesi ve büyükannesiyle büyümüş bir erkek çocuğunun içe dönük ruh halinin, akademik hayatta başarılı olmasına rağmen dışa dönemeyen karakterine etkileriydi.

Sultanı Öldürmek

Ahmet Ümit

Everest Yayınları