Kitapların, filmlerin ve oyunların yanı sıra yazarları da anlatmaya başlıyoruz bu yazıyla. Fazlı Bey’e önerisi ve güzel başlangıcı için sonsuz teşekkürler…

?Bütün dostlarımı selamlarım! Umarım, uzun gecenin ardından gelecek olan sabahın kızıllığını hala görebilirler! Ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum.”

Stefan Zweig ve karısı, işte bu son mektubu bırakıp intihar ettiklerinde takvim 22 Şubat 1942?yi gösteriyordu. İkinci Dünya Savaşı?nın yarattığı umutsuzluk tüm dünyayı sarmıştı, geleceğe dair bir umut görünmüyordu. Geçmişin mutlulukları geri getirilemezdi. Edebiyata şiirle başlayan Stefan Zweig, coşkusunu, yaşama sevincini, gelecek umudunu yitirmişti. İnsanları şaşırtan, eserlerinde tarihin tutkulu ve zorlukları içinde yaşamış karakterlerini bu kadar derinlemesine inceleyebilen, dönemlerini ve dönemin ruh halini kavrayabilen bir yazarın kendi ruhunun esiri olup yaşamına son vermesiydi.

?Benim her şeyi yeniden yaşamak için duyduğum bu hırsın nedeni, belki de geçmişteki şeylere sahip olamamam, her şeyin bir ölçüde akıp gitmesi ve hayatımın, herhangi bir şeyle beslenmezse, kuruyup gidecek olması? diye başlıyor, 10 Eylül 1972?de eski günlüklerinin çalınması üzerine yeniden tutmaya başladığı günlüğe. Böylesine yaşamı önemseyerek ve geçmişte yaşadığı şeyleri unutmadan, kendi duygularının peşinde olduğu gibi başkalarının duygularını yakalamaya çalışarak yazıyor, yaşıyor. Bu yüzden şiirsel duyarlığın her sözcüğüne sızdığı eserler bırakıyor geride. Şiir, öykü, roman, biyografi, tiyatro türlerinde eserler veriyor. Günlükleri, mektupları ulaşıyor günümüze. Birçok yere kimi zorunlu, kimi istekli seyahatlere çıkıyor. Eserlerinde iki dünya savaşı ve ekonomik bunalımlarla trajik hayatlar yaşayan yüzyılımızın insanının ve yaşamının ruh halini yansıtıyor. Geçmişe götürüyor birçok eserinde, geçmiş dönemlerin karakterlerin ve o günün dünyasının peşine düşüyor. Belki de gelecek umudunu kaybetmesidir onu geçmişe doğru yolculuklara çıkaran. Macellan, Erasmus, Amerigo, Marie Antoniette, Balzac, Tolstoy, Dostoyevski gibi karakterleri dönmeleri ile birlikte bilinen, bilinmeyen yönlerini araştırarak ve bir tarihçi titizliğiyle tarafsız bir anlatımla sunuyor bize. Yazdığı biyografilerde roman kurgusu taşıyan şiirsel bir anlatım kullanarak okuyucuyu da o döneme taşımayı başarıyor.  Biyografileri okurken tarafsız kalmayıp duygusal bir yaklaşımla kendinizi kahramanın ruhuna teslim ediveriyorsunuz.

Bir çağı anlamak için çağın yazarlarının ve yazarların eserlerine bakmanın önemi büyüktür. Özellikle çağının sosyal olayları ile ilgilenmiş, onların etkisiyle eserler vermiş yazarlar bizi bu yaşamı daha iyi anlamamız konusunda besleyicidir. Zweig birçok öykü yazmış, öykülerinde dönemin ruhunu yakalamış bir yazardır. En ünlü öykülerinden ?Satranç? ta hapse düşen ve tek başına bir hücrede kalan bir mahkûmun, eline geçen bir satranç kitabı ve yatağının örtüsünün karelerini kullanarak tek başına satranç oynamasını, ardından dışarı çıktığında bir gemide dünya satranç şampiyonunu yenişinin öyküsü anlatır. Çağın verdiği umutsuzlukla mücadele eden yaşamları anlatır öyküleri. Yaşayan,  yaşamın acılarına katlanan, acıların içinde kendine çıkış yolları arayan insanlar anlatılır öykülerinde. Kimi susar, kimisi bir başka yüreğe açar kendini, kaçmak ister birisi çok basit ve anlamsız olabilecek bir şeyin peşine düşer? Kimisi de kendine ördüğü kozada yalnızlaşır, yabancılaşır, hiçbir şeyi görmez olur, uzaklaşır? Anlattığı öykülerde biraz da kendi ruh halinin yansımasıdır.

Edebiyatı sadece üretmekle kalmaz Zweig, önemli edebiyatçıların eserleri ve yaşamlarının peşine düşer. Psikanalize ve Freud?un öğretilerine duyduğu ilgi ile eserlerinde psikolojik tahlillere de başvururuz. Balzac?ın yaşam öyküsü, eserleri, eserlerinin karakterleri ve bu karakterlerin Balzac?ın hayatındaki yansımalarını kadar götürür işi. Tek tek ele alıp anlatımlar yapmasının yanı sıra karşılaştırmalı yazılarla inceler romancıları. Tolstoy?un, Balzac?ın, Dostoyevski?nin, Dikens?ın yarattığı kahramanlar ve bu kahramanların birbirlerinden farkı anlatılır, çağın, yaşamın,  biyografinin etkisini tek tek açığa çıkarır karakter tahlilleri ile. Dostoyevski?yi Tolstoy?dan ayıran ve ortaklaştıran yanları sunar. Kahramanların konuşmalarına, yaptıklarına, yapabileceklerine kadar götürür bu tahlilleri. Bu anlatımları bir edebiyatçı gözüyle ve akıcı bir dille yapmayı başarır. Bu karşılaştırmaları okuduktan sonra aynı eserleri bir kez daha okumak, kahramanları onun gözünden bakma isteği ile karşı karşıya kalırsınız; çünkü bir romanı anlamak yazarı, tarihi, döneme ait başka eserleri bilmek ile gerçekleşecektir. Bu yönü ile Zweig eserleri bize sanatı kavrama ile ilgili yöntemleri de sunmaktadır.

?Almanların büyük bölümü de denizaltı savaşına karşı görünüyor, bu savaş yarar getirmekten çok nefret uyandırmış. Viyana?da hava günlerdir kötü gidiyor, kötü hava yüzünden kentin boşluğu daha da hissediliyor. Eskiden kimsenin keyfi yoktu, ama kent daha kalabalıktı, daha canlıydı, hatta şimdiki ıssızlığından daha canlıydı, o neşesiz günlerde. Erkekler gitgide azalıyor, onları üniforma içinde görmeye öyle alıştık ki, sivil olanlar adeta özür diliyorlar?? Birinci Dünya Savaşı sürerken günlüğüne yazılmış cümleler bunlar. Dünyanın umutsuz çırpınışlarına bir evinin penceresinden bakıyor Zweig. Yıllar geçtikçe bitmeyen savaşlar, ülkesinden ayrılmak zorunda kalıyor, Amerika kıtasına kadar sürüklüyor onu. Okuyor, yazıyor bir umut arıyor kendine ve çağına; insanlık için insanlığın daha mutlu bir hayatı yaratması gerektiğini düşünüyor. Daha güzel sabahlara uyanmak istiyor, daha güzel günler?  Daha güzel günler yaratma ve yaşamayı bize bırakıp ayrılıyor aramızdan. Sabırsızca yapıyor bunu, daha güzel sabaha uyanma umudunu gelecek kuşaklara bırakarak.