Bana Statünü Söyle Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim

“Neyin zafer neyin yenilgi olduğunu belirleyen koyduğumuz hedeflerdir.”

Latince “ayakta duruş” anlamına gelen statum fiilinden türeyen statü, zaman içersinde giderek genişleyen içeriğine mevki, para, şöhret gibi kelimeleri de eklemiştir. Öğrencilik yıllarından itibaren bireyin/ebeveynlerin belirlediği hedeflerle başlar statü yolculuğu. “Okuyup adam olmak” sözünün altını çizdiği gerçek, toplumdaki yerimizle paralel ilerler. Diplomanın bireye kazandırdığı statü kâğıt üzerinde kalınca başarısız, para ile eşdeğer olunca başarılı olmuş sayılırız. Alçak statünün cezası yoksulluk ve aşağılık duygusu olurken,  yüksek statü para ve itibarı beraberinde getiriyordu.

 “Para kazanmak, kişinin erdemli bir karakteri olduğunun göstergesi olarak ele alınır.”

Rousseau’ya göre teknolojinin geri safhada olduğu, mağazalarda alışveriş yapılmayan dönemlerde insanlar kendilerini dinledikleri ve tatminkâr bir yaşamları olduğu için daha mutluydular. Moderniteyle gerilen yaşamlar, bize sunulan iş olanaklarına ve tüketim mallarına odaklandı. Oysaki “zenginlik” sözcüğünün altında gizlenen sevgiyi, ruh dingiliğini, hoşgörüyü çoğaltmakla da erişebilirdik statüye.

“Hepimiz mutluluğun dik ve yaman yokuşunu bir süre tırmandıktan sonra dümdüz ve uçsuz bucaksız bir plato ile karışılacağımızı sanırız.”

Sırtını “şans” adını verdiğimiz bir dizi koşula yaslayan kişi kolayca statü elde ederken, iyi bir diploma, zekâ ve yeteneğe sahip olmasına rağmen statüden mahrum olan kişinin yaşadığı da “kötü şans”tır. Bireyin kendine biçtiği değere rağmen yaşadığı olumsuzluk onu öfkeye, kıskançlığa yöneltebilir. İşte burada kitaplar ve entelektüel birikimi devreye sokuyor yazar. Yaşamdan haz duymayı becerebilenler, okuyanlar ve araştıranlar her şartta mutlu olurlar.

Statü, Ortaçağ döneminde asiller ve şövalyeler, 19. Yüzyıl başında sanatçılar, şairler ve bohemler tarafından şekillendirilmiştir. Günümüzde ise kariyer yapmak, para kazanmak ve şöhret sahibi olmak statü demek. Aynı sırayı paylaştığımız arkadaşımızın daha iyi konuma gelmesi, teknolojik ürünlerin bizi teğet geçmesi hatta oturduğumuz semt bile bize bazen acı verir. Çocukluğundan itibaren seçmediği bir hayatta statü elde eden birey değil, sahip olduğu dünyevi ve manevi statü güçlü kişilikle birleştiğinde birey mutluğu yakalar.

Harvard Üniversitesi’nde başladığı felsefe doktorasını yazarlık kariyeri için yarım bırakan Botton, hayatı felsefe ile harmanlayarak bizlere sunuyor. Ruhumuzu kemiren statü endişesinin eğlenceli bir dil ve zengin içerikle buluştuğu bu kitabı keyifle okuyacağınızı düşünüyorum.

“İnsan vazgeçebildiği eşya oranında zengindir.” Henry David Thoreau

Statü Endişesi

Alain de Botton

Çeviri: Ahu Sıla Bayer

Sel Yayınları