Biri kırmızı diğeri mavi iki güneşin etrafında dolanan bir gezegen Solaris. Dünyalı zavallıların hakkında sayısız araştırmalar, tezler ve teoriler ürettiği ve fakat 70 yıldır sırrı çözülemeyen yalnızca tek bir organizmadan oluşan bir yerleşimcisi var bu gezegenin. Tüm gezegeni kaplayan okyanus benzeri bu jelimsi organizmanın kendisini incelemeye gelen dünyalılara karşı bu denli umursamaz, bağlantı çabalarına karşı bu denli tepkisiz kalması düşünülebilir mi? Sadece bilinç –hadi beyin diyelim- ten ibaret bir yaşam formu düşünelim ve bu yaşam formu, insanoğlunu bedeni ile bir bütün olarak değil de sadece bilinci (veya beyninde olup bitenle) algılasın. İnsan beyninin dehlizlerinde saklı en karanlık, itilmiş, görmezden gelinmiş, unutulmuş anılarla iletişime geçen Solaris yerleşimcisi de kendi tarzıyla bağlantı kurmaya çalışacak elbette.

Ben böyle okudum Solaris’i ve çok etkilendim. Okuması kolay bir roman değil. Sayfalarca süren, ayrıntılı betimlemeler var. (Sanki Lem bizzat Solaris’e gitmiş de, okyanusun devinimsel yaratılarını akıllı telefonunun kamerasına kaydetmiş, sonra da izleyip yazmış gibi. İnanılmaz görsellikte bir hayal gücü). Yazarın daha önce okuduğum kitaplarından aşina olduğum bu uzun bölümlerde bu defa sıkılmadım.

Yalnızca bilimkurgu severler değil, psikoloji, felsefe okurlarına da hitap edecek derinlikte bir roman. Daha çok Lem okumalı. Hepsini okumalı.

Solaris

Stanislaw Lem

Çeviren: Mehmet Aközer

İletişim Yayınları