Yazar, en önemli felsefi sorunla, intihar ile başlar kitabına. İntiharın altında yatan nedenleri irdelerken, bireyin yaşam mücadelesine değinir. Öyle ki yazara göre, böyle bir eylem yüreğin sessizliğinde büyük bir yapıt gibi hazırlanır. Yaşamın, yaşanmaya değer olmadığını göstermek midir bireyin amacı? Uyumsuzluk burada devreye girer. Topluma uyum sağlayamayan insanın, giderek kendine de yabancılaşması anlatılır. Aynaya baktığında kendine yabancı gelen bir yüz görür ve vazgeçer yaşamaktan. Kendisini çevreleyen duvarlar arasında yaşayan birey, yaşamanın bir kısır döngü olduğunu fark eder: Kitaba adını veren ?Sisyphos Söylencesi? budur işte. Bin bir zahmetle, çileyle tepeye çıkarılan kaya, tepeden aşağı yuvarlanır gerisin geri. Bu kaostan kurtulmak ya da saplanıp kalmak? İş, buradan çıkılıp çıkılamayacağını; intiharın,  bu uyumsuzluktan çıkarılacak bir sonuç olup olmadığını bilmek. Uyumsuz insan, yaşamla savaşırken kendini de tüketir farkına varmadan.

Yunanlılar, genç ölen insanların Tanrıların sevgilisi olmasını dilerdi. Alain, ?Dua, düşüncenin üzerine karanlık basınca başlar? der. Varlıkçılar cevap verir: ?Ama varlığın geceyle karşılaşması gerek?. Geceyi tanımayan beden nasıl aydınlığa çıkabilir? Önce aklın el değmemiş bölgelerine ulaşıp, karanlıkla yüzleşmek gerekir. Sonrasında aydınlanan düşünce ile gerçek yaşama dönülür.

Kendi yazgısına dava açar, mücadele etmek isteyenler. Kendilerini fethetmek isterler. Gerilmiş yüzler, kopmak üzere olan dostluklar arasında, insana özgü duyguyu; sevgiyi ararlar. Bir yandan yaşamın ağırlığı altında ezilirken, bir yandan da güneşe ulaşmak isterler.

?Uyumsuz bir uslamlama? başlığı altında işlenen intihar konusu geçmişten günümüze ağırlığı artarak gelen felsefi bir sorundur. Yazar intiharın altında yatan nedenleri araştırırken yaşamı ve ölümü irdeler. Hayatın monotonluğu içerisinde kaybolan insan, bir çıkış yolu arar. Yaşamı ve kendisinin yaşamdaki yerini sorgular. Uyumsuzluk duygusu bırakmaz peşini. Her dönemeçte çarpar yüzüne. Bıkkınlık başlar önce, ardından yabansılık. Yitirilmiş bir cennette bulur kendisini. Ve bir akşam tetiğe basar.

Düşüncenin bocaladığı bu son dönemece birçok insan varmıştır. ?Hak edilmesi? gereken bir başka yaşam umudu var mıdır? Yoksa yaşam ona ?ihanet? mi etmiştir.

Camus?nün önemi, bu soruyu temel soru/n haline getirmesidir: ?Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: intihar?. Felsefenin ele aldığı diğer konuları ikincil sayar yazar. Bunda da yerden göğe kadar haklıdır. Yaşam konusunda karar vermedikten, yaşamı güçlü bir şekilde onaylamadıktan sonra, diğerlerini düşünüp durmanın, kılı kırk yarmanın ne anlamı var?

Yaşamın monotonluğu bir gerçek. İnsan bu kısır döngü içerisinde sıkışmış buluyor kendisini. Ve bu döngüden çıkmaya çalışırken tıpkı Don Juan gibi aşırılıklar arasında bedenini kaybeder. Oynadığı rolü beğenmese de uyum sağlamaya çalışır. Bu hepimizin yaşadığı, günümüze kadar gelen bir sorun aslında. Her birimiz, bizler için yazılan rolleri ezberleyerek başlıyoruz hayata. Güneşin sadece dünyamızı değil, bizleri de ısıttığının farkında değiliz çoğu zaman. Yaşama başkaldıranlar, yani toplumca uyumsuz diye bilinenler, isyan duygusu içerisinde vazgeçiyorlar yaşamaktan.

Lakin bu monotonluğa razı olup, her düştüğünde kayayı yeniden tepeye çıkarmak için uğraşmak neden? Neden sahneden inip, kendi rollerimizi kendimiz bulmuyoruz? Bırakın kaya düştüğü yerde kalsın, önemli olan kendimize yeni bir tepe, yeni umutlar, yeni uğraşlar, yeni roller bulmak.

İnsan yenilgiye, çözümsüzlüğe, yılgıya teslim olamaz. Aklı, ruhu, bütün varlığı isyan eder buna. O bir yol bulmak, açmak zorundadır? Bir yolunu bulacaktır ileri gitmenin.

Albert Camus, Sisifos Söyleni ile içimizde kalan, söyleyemediğimiz sözleri söyler. Evet, yaşam acıyı ve hüznü beslerken, umudu yok etmeye çalışır. Kabullenmenin ağırlığı altında ezilirken, kaçmak için hiçbir şey yapmayız. Hepimizin içinde bir uyumsuz vardır. Bu uyumsuzluk, kimimizi mücadele etmeye götürür, kimimizi ezberciliğe, kimimizi de intihara.

İnsan yüreğinde öyle umutlar gizlidir ki görmesini bilene. Yaşam bedenini sıkmaya başlayınca, yeni arayışlara girer birey. Varoluş ve hiçlik arasında gider gelir. Yaşamın bir nedeni, bir anlamı olmalı. İşte bunu bulanlar, savaşı kazanmanın mutluluğuyla yollarına devam eder.

Albert Camus, intihar konusu üzerinden yaşamı, neden sonuç ilişkileri ile sorgular. Yaşamın anlamsızlığı içerisinde koşuştururken, zamanı değil kendimizi tüketiriz. Yitirilen dostluklar, çabuk tüketilen sevgiler arasında bocalar dururuz. Gülümsemeyi unuturuz çoğu zaman. Kendimize zaman ayıramadığımız için, kendimizi de unuturuz. Oysa her bitişte bir çıkış, her kederde bir umut, her acıda bir mutluluk saklıdır. Görebilmek önemlidir.

Kendimizi tanır ve yaşamın bize sunduğu olanakları değerlendirirsek her savaştan zaferle döneriz. Yaşamını, başkaldırmasını, özgürlüğünü duymak, elden geldiğince fazla duymak, fazla yaşamaktır.

Kelimeleri ustaca kullanan Camus, her insanın içindeki uyumsuzu ortaya çıkarır. Kitap bitince bütün düşüncelerimiz değişir. Bıkkınlığın yerini yeni alışkanlıklar, yabansılığın yerini ise uyum alır.

Yazar, varoluşun temel eksenine yerleştirir bizi daha ilk denemesiyle; kendimizle bir hesaplaşma başlatır; değerler, yargılar, duygular hakkında düşünmeye çağırır kendisiyle birlikte. Bunu da yalın, net, vurucu bir dille yapar.Yaşamımız boyunca fazlaca düşünme olanağı bulamadığımız alanlar, yaşam pratikleri üzerinde düşünme, anlama, anlamlandırma çabası gösteririz. Bir varoluş, belki de yok oluş yolculuğudur bu. Bütün büyük yazarlar/düşünürler gibi kararı bize/okuyucuya bırakır. Mevlana?nın dediği gibi ?Herkes kendi kepçesinin büyüklüğüne göre alacaktır ummandan?.

Sisifos Söyleni

Albert Camus

Çeviren: Tahsin Yücel

Can Yayınları