Sevilen kitap cümleleri gelmeye devam ediyor. İlk gelenler burada, yenileri Yorumlar bölümünden takip edebilirsiniz. Haydi okuryatarlar! Devamını bekliyoruz.

Banu’dan:

  • “Deniz, biçimi olmayan, yalnızca benzersiz.”

Sevgili, M. Duras

kezbanpariste?den:

  • “Ne de olsa, hüzün herkesin sahip olamadığı bir lüks.”

s: 59 Taş Bina ve Diğerleri, Aslı Erdoğan

  • ?Öyle bir ülkeden gidiyorum ki, dedim kendi kendime demir sandalyenin üzerinde, orada düşünce insanı denilen insana zevk veren her şey, zevk vermese bile, hiç değilse varoluşundan haz duymasını sağlayan her şey uzaklaştırılıyor, atılıyor söndürülüyor, orada artık yalnız bütün ayakta kalma dürtülerinin en ilkeli hüküm sürüyora benzer ve orada düşünce insanı denen insanın en ufak bir isteği henüz filizlenirken boğulur.?

s:42 Beton, Thomas Bernhard

  • ?Tel cambazı istiyordu ki dünya istediği gibi olsun. Bile bile aldanmaya vardırıyordu işi. Ama olmuyordu kendisi vardı.?

s:172 Büyük Saat, Turgut Uyar

  • ?Bir gün gelir, sözcüklerin büyüsünden sıyrılmamız gerektiğini anlarız hepimiz. Yüce duyguların, kalıptan çıkmış düşüncelerin büyüsünü işler kılan sözcüklerin büyüsüne kapılmaktan vazgeçmemiz gerektiğini. Yürümenin, yemenin, boşaltımın kendimize özgü biçimini nasıl öğrendikse, konuşmayı, duymayı, düşünmeyi de kendi kendimize öğrenmemiz gerektiğini anladığımız bir gün gelir. Hepimiz için. Ama er, ama geç.?

s:214 Gece, Bilge Karasu

  • ?Yolcu, bir gün yolunu yitirirsen, artık eski yolunu bulmaya çalışma, yeni bir yol ara kendine.?

s:77 Hakkâri?de Bir Mevsim, Ferit Edgü

  • “Ey insaf sahipleri ! Ben ve Olric sizleri sarsmaya geldik. Dünya tarihinde eşi görülmemiş bir duygululukla ve kendini beğenmişçesine ve kendini beğenmişçesine -sankibizdenöncebirşeysöylenmemişçesinegiller-den olmaktan korkmadan kapınızı yumrukluyoruz. Dilenciler krallığının en küstah soylusu olarak kişiliğimizi burnunuza dayıyoruz. Dinden imandan çıktık. Deli dervişler gibi saldırıyoruz. Açın kapıyı ! Biz geldik !

s:542 Tutunamayanlar, Oğuz Atay

  • “Nerededir bu ülke? Bilmiyorum. Öyle bir ülke ki, her şey birbirine uygunluk içinde, her şey yumuşacık iç içe geçiyor. Ülkenin bir yerde olduğunu seziyor, hatta kendisini görüyorum; ama nerededir. İşte bunu bildiğim yok; onun için de, bir türlü yanına varamıyorum.”

Taşrada Düğün Hazırlıkları, F. Kafka

  • “Sonra, işte hikayenin burasında adamcağız şıp diye susmuş da , onu  yerine derdi konuşmaya başlamış artık. Bilirsin, insan dert dene şeyin ağırlığı  altında ezilip un ufak olunca, dert çoğu kez o insanın şeklini  şemailini alır da, hiç kimseyi iplemeden, uluorta konuşmaya başlar.”

s:29 Uykuların Doğusu, Hasan Ali Toptaş

Bahri Atar’dan:

  • “Ben de aynısını yapacağım. Seni öyle seveceğim ki, birbirimizde kaybolacağız; sana baktığımda kendimi göreceğim, aynaya baktığımdaysa seni.?

Hayatın Işıkları Yanınca, Serdar Özkan

ilknur’dan:

  • “Öyle bir durumdayız ki, bütün dünyayla aramız açık; bir yakınmaya başlamaya görelim, kaptırıp gidiyoruz kendimizi, Allah bilir nereye!”

Şato, Kafka

  • “Mutluluk tepenizde dolaşıyordu; ama siz onu çekip aşağı almayı başaramadınız…?

Şato, Kafka

  • “Sessizlik içinde ne büyük patırtılar gizler bazen.”

İz, Canan Tan

oyumben?den:

  • ?Aynaya bakıp kendini tanıyamamak, insanın kendi anılarını bir başkası yaşamış gibi anlatması, dünyanın kendisi dahil üzerindeki hiçbir şeye kayda değer bir varoluş nedeni bulamamak ve zihnin bedenden binlerce kilometre uzakta olması o kadar korkunç ki!?

Kinyas ve Kayra, Hakan Günday

  • “En mutlu insan içindeki zenginliği kendisine yeterli olan ve varlığını idame için dışarıdan çok az veya hiçbir şeye ihtiyaç duymayan insandır.”

Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine, Schopenhauer

  • “Bir kimseye karşı içimizde nefret hissi sokmanın en kesin yolu, o kimseye ağır bir haksızlık yapmaktır. Bir kimsenin bize karşı haklı bir şikayeti olduğu vakit ondan duyduğumuz nefret, bizim ona karşı haklı bir şikayetimiz olduğu vakit duyduğumuz nefretten daha kuvvetlidir.”

Kesin İnançlılar, Eric Hoffer

  • “Gözlerimin hizasına asılmış fotoğrafın altında böyle yazıyordu: Gazi dinleniyor? Ama dinlenmiyordu. Atatürk?ün yüzlerce fotoğrafını görmüştüm. Bu fotoğrafta, dinlenen bir adam yoktu. Böyle bir adam görmüyordum. Ben bu fotoğrafta, bizden bıktığı için gözlerini kapatan birini görüyordum. Hepimizden, her şeyden bıktığı için bize bakmaktan vazgeçmiş birini görüyordum. Kurtarmak istediği insanların gerçekte bir sahtekarlar sürüsü olduğunu, onca çabasının hiçbir şeye değmeyeceğini düşünen bir adam görüyordum. Her şeyi bırakmak, her şeyden vazgeçmek, her şeyi siktir etmek isteyen bir adam. Hatta belki de hayatında ilk kez ölmeyi düşünen bir adam. Ölüp yok olmayı, kara karışmayı. Ölerek donmayı ya da donarak ölmeyi bekleyen bir adam görüyordum. Fark etmez, diye düşünen bir adam. Hiç fark etmez. Tek bir insan sesi daha duymak istemeyen, tek bir insan yüzüne daha katlanacak gücü olmayan bir adam. Bu yüzden kapalıydı gözleri. Üşüdüğünden değil, duymamak için örtmüştü kulaklarını. Evet, kesinlikle böyle olmalıydı. Gözlerimi ve kulaklarımı kapadım, diyordu. Artık istediğiniz kadar ihanet edebilirsiniz?”

Ziyan, Hakan Günday