Kimi kendini bilmez kimselerin boş boğazlıkları veya başka güçlerin gündem değiştirmek için söylediği sözler bir anda bomba gibi düşüyor hayatımızın ortasına. Sonra her kafadan sesler ve gaza gelmeler başlıyor sosyal medyada. Çok can sıkıcı bir durum. Yapılan hiç bir şey yok. Sadece söylenip duruyoruz. Söylenip dururken harcadığımız zamanda daha faydalı, dişe dokunur işler yapacağımıza eminim, her konuda! Ben de “Böyle söylenip duracağına al kitabı, bir daha oku!” dedim kendi kendime!

İyi ki de okumuşum!

Yokluk ve yoksunluk içinde yaşayan küçük Zeze’nin ağzından gerçekçi olduğu kadar çarpıcı anlatımıyla alıp sizi götürüyor Şeker Portakalı… Kahramanımız Zeze, hassas, zeki, çabuk olgunlaşmış, genelde aklını muzırlıklar için kullanan beş yaşında, küçük bir çocuk. Zeze’nin sürekli dayak yemesi ve büyüklerin bütün can sıkıntılarını ondan çıkarmaları çok üzücü.

Kâh gülerek, kâh hüzünlenerek okuduğum bazı bölümlerde Zeze’nin haşarılıklarına ortak olmak istemedim değil doğrusu! En çok da bulduğu eski bir çorabın ucuna ip bağlayarak yılan görünümü vermesi ve kimse yokken sokağın ortasına bıraktığı yılana gelecek olan kurbanı beklediği bölüm birinci sırayı alacak derecede eğlenceli ve hınzırca!

Bu afacan çocuğun tek isteği ise biraz sevgi, o kadar. İstediği sevgiyi aldığı zaman tanınamayacak kadar değişen Zeze’nin hikâyesi okunmaya değer.

Birazcık sevgi ve değer görme nelere kadir oluyor, inanamazsınız! Unutanlar için hatırlatacak nitelikte bir hikâye.

Şeker Portakalı

Jose Mauro de Vasconcelos

Çeviren: Aydın Emeç

Can Yayınları