Appian Yolu, San Sebastiano kapısına ulaşıp Roma’ya girmeden önce koyu renkli servilerin, yayvan tepeli fıstık çamlarının dizildiği yeşil çayırlıklardan geçer. Balıksırtı taşların Roma mühendislik harikalarından biri olarak ayaklar altına serildiği yolun iki yanında Hristiyanlığın ilk yıllarından Ortaçağ’a kadar devam eden dini yapıların kalıntıları bulunur. Çoğu terk edilmiş, yeraltındaki katakomplarında ismi unutulmuş ruhbanların kemikleri bulunan yıkıntılar, kimi tarihçilere göre daha Romulus’la Remus’un Dişi Kurt tarafından bulunup emzirilmediği çok eski zamanların gizem dinlerinin tapınaklarının temelleri üzerine yükseltilmiştir. Bu mukaddes yapılardan bir tanesi Kurtarıcı’nın yoluna baş koymuş olan müminler için özel bir öneme sahiptir ki ismi Efendim Nereye Gidiyorsun Kilisesi’dir. Kabul edersiniz ki orijinal dilindeki haliyle kilisenin adını zikretmek bir önceki cümlenin kulağımızda yarattığı garip ve yabancı titreşimi ortadan kaldıracaktır. Kilisenin orijinal adı Chiesa del Domine Quo Vadis’dir ve Hristiyanlığın en erken dönemlerinde gerçekleşen dramatik bir karşılaşmadan bu ismi almaktadır. İsa’nın, dinini üzerine inşa edeceği kaya olarak müjdelediği Aziz Petrus (Petrus Latince taş demektir) Roma’da Hristiyanlara uygulanan zulümden kaçarken Appian Yolu üzerinde, Domine Quo Vadis Kilisesi’nin olduğu yerde Kurtarıcı İsa ile karşılaşmış ve ona “Efendim, nereye gidiyorsun?” diye bir soru sormuştur. Aldığı cevap, geldiği yoldan geriye dönüp Vatikan bağlarında çarmıha ters olarak gerilmesine neden olacak kadar kesin ve çarpıcıdır, Roma’ya gidiyorum, Çarmıh’a tekrar gerilmeye…

Büyük Konstantin, İseviliği resmi din olarak kabul edinceye kadar Hristiyanlar üç yüzyıl boyunca en acımasız kovuşturma yöntemlerine tabi tutuldular. Arenalarda vahşi hayvanlara parçalattırıldılar, neft yağına bulanmış bezlere sarılıp canlı meşaleler olarak yakıldılar, türlü işkence yöntemleriyle ıstırabın akla hayale gelmeyecek bin bir çeşidine maruz bırakıldılar. Dinler tarihi kanla yazılmış bir kitaptır hemen daima şaşmaz biçimde –ufak tefek istisnalar hariç- dünün mazlumları yarının zalimine dönüşürler, mazlum erken Hristiyanlık mensupları da Ortaçağ’daki torunlarına zalim işkenceciler olarak evrildiler. Julio-Claudian Hanedanı’nın son temsilcisi olan İmparator Neron, ciddi bir nevrotizm içinde, İlk Hristiyanların en çok zulme maruz kaldığı karanlık bir dönemde hüküm sürmüştür. Dengesiz kişiliği ve antisosyal dürtüleriyle etrafında ölüm çemberi oluşturan Neron nedeni hala tam olarak anlaşılamayan büyük Roma yangınından bu yeni dinin mensuplarını sorumlu tutmuştur.

Henryk Sienkiewicz’in, Quo Vadis adlı lirik romanı böyle karanlık bir dönemi betimler. Roma’nın varoşlarını, ezilmiş alt tabakasını anlatırken Hristiyanlığın yoksulluğu kutsayıp kollayıcılığından yola çıkıp, sınıf ayrımına karşı duran ve garip bir biçimde sosyalizmi çağrıştıran yeni ve daha doğru bir sosyal yapının müjdesini verir satırlarının arasından. Tarihsel bir dönem romanı olarak şaşılası derecede iyi etüt edilmiş, yazarının edebi dehasını ortaya apaçık koymuş bir yüksek edebiyat yapıtıdır Quo Vadis.

Postmodern haller sizi yorduysa ve okuduğunuz her metinde kitsch aromalı kekremsi bir tat zihninizi tırmalıyorsa güzel bir Romantizm eseri bu sayrılığa merhem olacaktır derim.

Quo Vadis

Henryk Sienkiewicz

Literatür Yayıncılık