Sonunda o gün geldi. Beklemekten o kadar sıkılmıştım ki? Sağımdaki, solumdaki arkadaşlarla sohbetler de bir yere kadar zaman dolduruyordu. Birkaç kere boşa umutlara, heyecanlara da kapılmadım değil. Hiç unutmam, bir kez, uzun bir yolculuğa çıkacaktı, benimle beraber birkaç arkadaşı da yanına aldı. Oldukça kalabalıktık, içimizden sadece birkaçının şansının yaver gideceğini biliyorduk ama kendime çok güveniyordum. Hele gideceğimiz yere ulaştığımızda ?Evet, işte bu!? dedim.  Sessiz sakin bir kamp yerine gelmiştik, her şey muhteşemdi. ?Bana yakışan da bu? diye düşünerek gülümsediğimi hatırlıyorum. Ama mutluluğum kısa zamanda yerini endişeye bırakmıştı bile. İlk olmadığım yetmiyormuş gibi, son günlere yakın biraz dolaştırıldığımla kaldım! Tamam, hakkını yemeyeyim, aramızdan çoğunu bitirmişti, ama anlayamadığım bir şekilde ve nedenle beni seçmemişti. Geride kalanlardan biri olarak, bu yolculuğu başarıyla bitirenlerin suratlarındaki zafer ve mutluluğun kıskançlığı ile eve döndüğümüzde, bu ilk kırgınlığımı hiç atlatamayacağım sanmıştım. Şimdi ise gülümseyerek hatırladığım bir anım sadece. Her neyse, bu yaşıma kadar çok yaşadım, çok gördüm, çok kırıldım ve çok vazgeçtim. Şimdi şimdi öğreniyorum ki o benden hiç vazgeçmemiş! Beklerken ?Artık bitti sona geldim, göreceklerimi gördüm, yaşayacaklarımı yaşadım? diye düşünüyordum ve fakat şimdi ölümsüz olduğumu biliyorum. Keşke beni anlayabilseniz ama mümkün değil, bunu da biiyorum?

Nerede kalmıştım? Yine söyleyeceğim şeyi söylemeden bin kelam ettim ve nerdeyse ne anlattığımı bile unutuyordum. Hah evet, sonunda büyük gün geldi. Benden daha heyecanlı olduğunu anladığım anda biraz şaşırdım diyebilirim. Onu hiç bu halde görmemiştim. Aslında onu hiç bu kadar yakından da görmemiştim. Biraz ukala, biraz kendini beğenmiş olduğunu düşünürdüm hep. Ama karşımda heyecanını benden gizlemeye çalışmayan, gözümde büyüttüğüm kadar da bir b.k olmayan (şaka şaka, aslında büyük bir b.k:))  acemi bir çaylak buldum. (Beklediğim yılların intikamını alıyorum:)))

Evet, heyecanla açtı kapağımı. İlk birkaç sayfada pek de bir şey anlamadı bence. Gözlerinde o kıvılcım yoktu. Biraz bön, biraz eblek bakışlarla gözlerini bir sağa bir sola kaydırmaya başladı. ?Yok olmayacak bununla!? dedim. ?Yazık oldu bunca heyecana, bekleyişe. Ne yapalım benim de şansım yokmuş? diye düşünüp kederlendim. Fakat sonra sonra anlamaya başladı, biraz biraz. Hissedebiliyordum bunu. Bir şeyler çiziktirmeye başladı üzerime. Kâğıtlara bir şeyler yazıp bırakmaya başladı. Belki de bana ulaşmaya çalışıyor diye düşündüm. Gizli gizli okudum yazdıklarını ve sevmeye başladım onu. Çünkü beni tanıttı bana. Kendimle tanıştırdı, kendiyle barıştırdı.

Bir ara bir harita bıraktı bana. İşaretler koymuş üzerine, birkaç cümle yazmış. Günlerce baktım o haritaya, gündüzlerce inceledim. O ise karaladıkça karaladı o haritayı. Karmaşıklaştıkça anlamlandı benim için. Rüyalarımda keşfedebileceğim bir dünya bırakmıştı aslında bana, daha uzaklarını benim çizeceğim, yakınlarında küçük gezintilere çıkacağım sokaklarım vardı artık. Ve sonsuza kadar yaşayacağım bir hayatım?.

Of yine aynı şeyi yaptım: Daha kendimi bile tanıtmadan neredeyse hayatımı anlattım. Ben kim miyim? Puslu Kıtalar Atlası?yım ben. O kadar çok konuştum ki yoruldum ve doğruyu söylemek gerekirse biraz da sıkıldım artık. Bu sebeple, günün birinde daha uzun sohbetler yapmak dileğiyle şimdilik selam eder, esenlikler dilerim?

?? Arap İhsan, o muhteşem külhani, boşluğu ve karanlığı okuyan benim gibi bir korkağın, adım bile atmaya çekindiği gerçek dünyanın haritalarını çizen biriydi. Yıllar önce öldü, ama kahkahası hâlâ çınlıyor ve düşü zihnimde hâlâ yaşıyor. Onu neden mi düşledim? Belki de senin, biricik oğlumun onu tanımasını istedim, o kadar.”

Puslu Kıtalar Atlası

İhsan Oktay Anar

İletişim Yayınları