1913 yılında yayınlanan romanın kısaltılmış bu metnini, çocuklar kadar yetişkinler de keyifle okuyabilir. İsmiyle hayata olumlu bakan mutlu insanların temsili haline gelen bu kült eser, hayatta olumsuz duygular ve olaylarla baş edebilmemiz için yıllardır bize kılavuzluk ediyor. Bunu yaparken belki biraz aşırıya kaçıyor ama oldukça dokunaklı kurgusuyla kitabın kısaltılmış metni bile sizi hikâyenin içine kolaylıkla alıyor. Bu, belki de hikâyenin uyarlayıcısı ile ilgili bir ayrıcalıktır bize. Çünkü bu serinin kısaltılmış metinleri maalesef okuyucusuna her daim aynı hazzı vermiyor.

Hikâyeyi bilenler bilir. Öksüz ve yetim kalan Pollyanna, teyzesinin yanına gönderilir. Eski yaşanmışlıklarına asık suratını maske yapan teyzesinin iyilikle arası pek iyi değildir. Pollyanna dokunduğu her insana kendi mutluluk oyununu öğretmeye çok heveslidir. Bu durum çevresinde yeni bir iyilik dalgası yaratır ve insanların hayatları birer birer değişmeye başlar.

Hikâyenin ilk verdiği mesaj, “mutluluk oyununu sen de dene ve mutsuzluklardan kaçınmayı bil”, olabilir. Peki, hayatta mutluluklar kadar mutsuzluklar da lazım değil midir? Acaba Pollyanna’nın sürekli mutlu olmaya çalışması onu ileriki hayatında nasıl biri yapacaktır? Bir gün üzüntüsünü gerçekten yaşamaya ihtiyacı olunca hali ne olacaktır? Bu ters bakış hikâyenin değerini düşürmüyor ama amacını sorgulatıyor. Ve sorgulayan insan, duygularını hayatında belki de daha iyi konumlandırıyor. Zaten önemli olan duyguyu fazlasıyla yaşamak değil de dengede kalmaksa, Pollyanna’ya bizim de vereceğimiz bir iki ders çıkıyor:

İnsan, her türlü duygusuyla insandır. Mutluluklar da bizim için. Mutsuzluklar da…

Pollyanna

Eleanor H. Porter

Uyarlayan: Elif Dinçer

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları