Ağzımda birikmiş, dilimle bilenmiş küfürlerimi salmam gerekiyor. Bense zift tadında zehir zıkkım soluyup, midemi bulandıran kelimelerimi yutuyorum. Parıldayan güneşe bakıp gri görüyorum, sokakta bağıra çağıra top oynayan çocukların şen kahkahalarını dinleyip çaresizlik duyuyorum, elimi gökyüzüne uzatıp toprağı buluyorum. Sonra aynaya bakıyorum, ne bir şey görüyorum, ne bir şey duyuyorum, ne de bir şey buluyorum.

?Hayatın dört çıkış kapısı vardır. Ölürsünüz, delirirsiniz, katil olursunuz ya da hiç.?

Bazen kendimi, çözemediğim, aslında hiç de anlamadığım, hatta sonucunda neyi bulacağımı bile bilmediğim bir formülün karşısında duruyor yakalıyorum. Formülün çözümü için gerekli bilgiler listesi elimde, onların tedariki için çabalıyorum, bulduklarımı yerleştiriyorum, eksiklerimi tamamlıyorum. Tam onları da yerleştiriyorken, biri formülün ya sonuna bir şey ekliyor ya da içinde bir şeyler değiştiriyor. Sonra gözlerinin içinde ?Haydi bakalım böyle daha iyi olacak?  bakışı, dudağının kenarında ?Yine mi hapı yutmadın?? sırıtışı yengeç adımlarla uzaklaşıyor. İşte o vakit bir nefese ihtiyaç duyuyorum, derin bir nefese, ki gözlerimin önüne inen sis perdesini delicesine çırpınmadan dağıtabileyim, kimsenin canını yakmadan canımın acısını azaltabileyim.

?Hayat tek taraflı sözleşme iptalinin cezasını tereddütsüz verir. Ceza, yaşıyormuş taklidi yapmaya mahkum olmaktır. Bir insanın tanıyabileceği en şiddetli acının kaynağıdır. Müebbet hayat mahkumiyeti. Tek kaçışı ölüm olan bir hapishane.?

Bazen içimde her tarafıma yapışacak vıcık vıcık bir duygu patlıyor. Neden olduğunu anlayamıyorum ama canım sıkılıyor. O vakit anlıyorum ki bambaşka bir his kaplıyor tüm benliğimi: Acı. İçimdeki acı demlenirken, unutturuyor karanlık yeraltı tünellerindeki kinimi. Ben kinimi ve içimdeki hissizleşmiş acıyı unuturken ruhumdaki volkanları daha sonraya bırakıyorum. Bu bırakış ve unutuş son kullanma tarihini doldurup ikaz vermeye başlayınca, teslim oluyorum boş vermişliğime. Ve bu anlarda, bazı bazı, gözlerimin önünde serilip yatan hayat, tadını bırakmıyor damağımda. Ya da bıraktığı tat hoşuma gitmiyor, bilemiyorum. O vakitlerde işte başka bir pencereye ihtiyacım var ardından bakmak için. Benim yerime konuşan, küfürlerini bilenmeden salan, herkesin doğru inandığına yalanı yapıştıran, is gibi, kir gibi her yanı saran gürültüde susmayıp bağıran, kısaca yapamadığım her şeyi yapan birinin penceresine ihtiyacım var, ki yine ben kalarak atlayabileyim bu zamazingoyu da.

Ve yine adresim tahmin edilebileceği gibi aynı: Hakan Günday, fakat bu sefer sokak değişik: Piç.

Piç

Hakan Günday

Doğan Kitap