“Günün birinde beş parasız kalırsanız, sizi bekleyen dünya işte bu.”

Paris’te İngilizce dersleri vermekte olan başkahramanın öğrencilerinin, zaman içinde çeşitli nedenlerle dersleri bırakmaya başlamalarıyla başkahraman, önce meteliksiz sonra da evsiz kalır. Konakladığı izbeden bozma otelin oda kirasını bile karşılayacak kadar para kazanacağı doğru dürüst bir iş bulamaz. Karnını doyuracak bir lokma ekmek alamaz, çünkü artık rehinciye para karşılığı verecek giysisi de kalmamıştır. Günler boyunca açlık çeker, sokaklarda yatar. Önce otel mutfağında, sonra da bir restoranın bulaşıkhanesinde iş bulup günde 16 saat boyunca, kursağına birkaç lokma yiyecek gönderebilecek kadar çalışır.

Nihayet Londra’da güzel bir iş bulur. Görevi; zihinsel engelli bir çocuğun eğitmenliğidir. Fakat ne yazık ki Londra, hayallerini suya düşürecektir başkahramanın. Eğitimini üstlendiği çocuğun ailesinden gelen haber onu adeta yıkar: Aile tatile çıkmıştır. Artık Londra’da devam edecektir, Paris’teki beş parasız ve sefil yaşamına; daha acımasız olarak, zira Londra’da dilenmek de yasaktır!

“Gerçekten acınması gereken kişi, baştan beri eşeğe binen ve yoksulluğun karşısına boş, aciz bir zihinle çıkan kişidir.”

George Orwell yazın dünyasına giriş yaptığı bu ilk eserini açlık ve sefaletin nasıl bir duygu olduğunu ve insana neler getirebileceğini merak ettiği için yazdığını beyan etmiştir kitabı yazarken.

İsmini belirtmediği başkahraman ise romanı birinci tekil şahıs olarak anlatır. Gençlik döneminde Orwell’in Fransa’da bulunduğu, çeşitli işlerde çalıştığı ve para sıkıntısı çekerek yazarlığa başladığı bilinir. Bu da yazın dünyasında bu eserdeki başkahramanın, Orwell’in bizzat kendisi olduğu düşüncelerini akıllara getirir. Fakat bu, günümüzde de henüz kanıtlanamamış bir iddiadır.

Paris ve Londra’da Beş Parasız

George Orwell

Çeviren: Berrak Göçer

Can Yayınları