Özgüven, özgüven, özgüven…

Hani bazı kelimeler anlamı bilinmese dahi adeta doğuştan zihnimize kodlanmış gibidir ya, çok üzerinde düşünmeden cümle içinde defalarca sarf ederiz. Söylenir söylendikçe derinliği azalır gibi gelir ya da sadece belli başlı cümlelerin için kalıpmışçasına öylece söylenilir gider. Mesela esef ile kınamak. Herkes esefle kınar ama esefin anlamını bilen ya da esefi başka cümlede kullanan azdır.

O nedenle konu hakkında var olan kanıyı az çok tahmin ettiğimden, bu kitabı sizlerle paylaşırken oldukça düşündüm, acaba söylenenin dışında ne söyleyebilirim de bu kitabın farklı olduğunu anlatabilirim diye.

Sonra acaba niye bu konu bu kadar önemli diye sordum kendi kendime. Üzerinde neden bu kadar konuşuluyor, yargılara varılıyor?

Nedir gerçekte bu öze güven? Neden hem bu kadar hayatımızın içinde ama aynı zamanda bir o kadar da eksikliği vurgulanıyor?

Türk Dil Kurumu sözlüğünde özgüven, “öz” ve “güven” olarak iki kelimeden oluşan bir birleşik sözcük olarak yer almış ve insanın kendine güvenme duygusu olarak belirtilmiş.

Öz; kendin ve güven;  “Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, itimat” ise nasıl yani! Özgüven kendine güvenmek ya da tam tersi güvenmemek. Bu durumda kendine inanmayan ve kendinden kuşku duyan kişiler var anlamına mı geliyor?  Bu nasıl mümkün olabilir? İnsan kendine inanmaz ise kime inanır? Özgüven, insan ömrünün hangi evresinde şekillenir? Özgüven kaybedilmiş ise nasıl geri kazanılır? Özgüvenimizin ne durumda olduğunu nasıl anlarız? Bu soruların sonu yok ama kitapta bunların benzeri birçok soruya örnekler üzerinden birçok cevap mevcut. İnsanı bu kadar “alışıldık” gibi algılanan bir konuda bile şaşırtabiliyor doğrusu.

Özgüven

Patrick Fanning, Matthew Mckay

Çeviren: Fatoş Gaye Atay

Arkadaş Yayınevi