Yağmurlu bir İstanbul cumartesisinde gri bir gökyüzüne uyandık. Pijamalar çıkartılmadan yatakta hatunlar meclisi kurulmuştu bile… Hatta bir ara, ağzımıza bir lokma bir şey atmadan günün ilk Türk kahvelerini içmeye başlayıp yanlarında sigaralar bile tüttürüldü. Kahvaltıya dışarı mı çıksak, evde mi hazırlasak bir şeyler soruları, arada derede sohbetin içine zerk edilse de en fazla bir iki saniyelik ilgiyi kazanıyor, sonrasında tekrar sohbete devam ediliyordu. Hatta kapı çalınıyor, metrekareye düşen hatun sayısı gittikçe artıyordu. 🙂

Yeterli dozda dedikodu kana enjekte edildikten sonra, karmaşaya mahal verilmeden planlar yapıldı. Ve geriye kalan 3 savrulmuş ruh, kendini İstiklal, Galata, Çukurcuma sokaklarında yağmura emanet edip kayboldu. 🙂 Kendilerine geldiklerinde, masalarında el işlemesi anne dantelleri olan, evinizin bir köşesindeki koltuğun çok benzerini bulabileceğiniz küçük ama sıcak bir meyhanede buldular, sayıları oldukça artmış bir halde.

Her yuduma, beğenilen kitaplar, tavsiye edilen filmler meze olurken, çantaların birinden bir kitap çıktı ve 5 yaşındaki bir çocuğun bakış açısından anlatılmış ?Karlar Kraliçesi? masalı okundu.

?Karlar Kraliçesi, işi gücü hainlik ve fesatlık olan Laponyalı bir cadıymış. Sözü geçen pis karı öyle bir ayna yaptırmış ki, bu aynaya yansıyan tüm görüntüler güzelliklerini yitirir, iğrenç ve kötücül şeylere dönüşürmüş; dünyayı bir kez oradan görenler anında taş kalpli, berbat insanlar oluverirlermiş…?

Suratlara küçük bir sırıtış eklenerek dinlenen masalın sonuna kadar huzurlu bir sessizlik kapladı ortamı. Ben ise içimden ?Alper Canıgüz? ve ?Oğullar ve Rencide Ruhlar? kelimelerini durmaksızın tekrarlıyor ve beynime kazımaya çalışıyordum. Ezber ödevimi bitirir bitirmez, tekrar kulaklarıma içten tıkadığım tıkaçlarımı açıp kitap ve masal hakkında bir iki kelam etmeye hazırlanıyordum ki o da ne, konu çoktan değişmiş, başka başka konular konuşulmaya başlanmış (ki onlar başka bir kitap yorumunun hamuru olabilir, bu sebeple hiç bu konuya girmesem benim için daha hayırlı olacak sanırım. 🙂

Velhasıl kelam ezberimi yapmıştım ve yeterli miktarda entelektüel bilgiye kavuştuğumu düşünüyordum (?), zira artık konuşulanları dinlemiyor (hatta anlamıyor :)), konu değişse de tekrar goygoy başlasa diye düşünüp duruyordum ki kadehler yine kalktı. Şıngırtı mıngırtı, sigara molaları, masadaki enfes mezelerin ekmekle sıyrılması, tekrar şıngırtı mıngırtı, kahkahalar, yükselen sesler, alçalan göz kapakları, müzik, yağmur, duman, humus, peynir, patlıcan, şıngırtı mıngırtı, fotoğraf…

Kıssadan hisse; kitap alındı, okundu, beğenildi, gülündü, çok gülündü, zaman mekân bilinçliliği olmadan, tavsiye edildi ve ediliyor…

“Zaman bir su gibi akıp gidiyordu. yüksel?e filmleri vereli bir hafta, kadınların kıçından işemediğini öğreneli iki yıl olmuştu. ikisi de dün gibiydi oysa.”

Oğullar ve Rencide Ruhlar

Alper Canıgüz

İletişim Yayınları