Hayatta önemli olanın “an”lar olduğunu düşünüyorum. Başka her şeyi yitirdiğimizde bize kalan hafızamızda yer eden büyüklü küçüklü “an”lar oluyor. Bu “an”ların sıradanlığı, gündeliği, bazen naifliği, bazen keskinliği ama illaki nadirliği ve narinliği yeni öyküler yaratılmasına vesile oluyor. Muhtelif Evhamlar Kitabı da “an”lar üzerine temellenmiş olması, farklı “an”ları bir araya getirmesi, “an”lar içerisinde ihtimalleri sıralamasıyla beni yakaladı. Bu “an”ların sürprizli olmasıyla kitabı başa dönüp okuma isteği bırakmadı yakamı.

Kitabın ismiyle müsemma hali okurken tedirginlik, şaşkınlık ve tereddüt içinde bırakabiliyor. ”Evham” sözcüğünü çoklu anlamlarıyla önümüze seriyor öyküler, sadece “kuruntu” diye kuru bir şekilde tanımlamanın ötesine geçiriyor. Fazlaca tanıdık geliyor öykülerdeki o “evhamlanma” hali. Çünkü yaşamın kendisi tereddüt ve huzursuzluk içeriyor bana kalırsa. Bu haller içerisinde öykü karakterlerinin arayışları, bu arayışların hep ilerlemeci değil de çuvallamacı da olabilmesi –çuvallamalar yeni ve umutlu ihtimaller doğursa daha güzel olurdu tabii-, öykülerdeki karakterlerin sıradanlığı, hatta belki kendimize aşırı benzerliği ya da bize içimizden bir yerlerden sesleniyor oluşları kitabı gerçekçi kılıyor. Yazıyla yaşam arasındaki mesafe daralıyor böylece. Örneğin, Kartela öyküsünde kentte yalnız yaşayan bir kadının korkularıyla yüzleşiyoruz, kendi evinin kapısını bile binbir tereddütle, aklından hep cinsel şiddete uğrayabilecek olmanın korkusuyla açan bir kadın Ceren. Ceren’in evhamlanma halini evimizde, sokakta yürürken, geceleri, gündüzleri yaşamıyor muyuz kadınlar olarak?

Kitaptaki on öykü de birbirinden iyi. Kartela öyküsüyle birlikte kitabın ilk üç öyküsünü daha çok sevdiğimi söylemeliyim: İçler Dışlar Çarpımı, Vasati 40 Yaş ve Tuz. Birbiri içinde şaşırtıcı şekillerde devamlılığı olan öyküler bunlar. Yalnızlık, mahvolmuşluk, yeniden yaşama tutunma hevesindeki ikircikli hal, yanlış zamanda yanlış yerde ya da doğru zamanda doğru yerde olmanın ya da olamamanın sürprizli sonuçlarını hüzünle karışık okumak mümkün. “Hikâyeler hep böyle kötü mü bitmeli?” (s. 23) diye sorarken yazar bir sonraki öyküde bizi şaşırtan bir “an” daha yaşamamızı sağlıyor. Bir öykü daha adımlayınca bizi şaşırtan bir “an” daha yaşanıyor: Mektuplara düşülen tarihin ne denli önemli olduğunu hatırlıyoruz şimdi. Üç öykünün düğüm noktasının politik gündeme değmesi ise ayrı güzel.

Velhasıl yaşamın huzursuzluğuna, ortak evhamlarımıza, yalnızlığımıza, sıkışmışlığımıza, özlemlerimize, olmamışlıklarımıza, bazen mümkün kılmak istediklerimize yer veren bir kitap olmuş Muhtelif Evhamlar Kitabı. Çoklukla bir araya getirdiği “an”ların keskinliği okuyanın canını acıtıyor. Buna rağmen “an”ların tanıdık bildik hali okutturuyor kendini.

Muhtelif Evhamlar Kitabı

Ömür İklim Demir

Yapı Kredi Yayınları