Virginia Woolf’un bu en önemli romanı, Mrs. Dalloway’in ya da Clarissa’nın hikâyesidir. Mrs. Dalloway’in parti vermeye hazırlandığı ve sonunda da partiyle biten bir gününün hikâyesi değildir. Bütün olarak Mrs. Dalloway’in hikâyesidir.

1920’lerde Londra’da geçen o günde Clarissa, üst tabakadan başarılı bir adamın karısı, sabah kalkmış, parkın içinden geçmiş, mağazaların vitrinlerine bakmış, tanıdıkları ile karşılaşmış, evine gitmiş, eskiden ona âşık olan Peter’la konuşmuş, uyumuş, kocasıyla vakit geçirmiş, partiye hazırlanmış, misafirlerini ağırlamıştır. Bütün bunlar olurken, okuyucu hem Clarissa’nın hem de karşılaştığı hemen herkesin kafasından geçenleri an be an öğrenir. Çünkü bu kitap Clarissa’yı tanıtacak ve Clarissa şöyle der kitabın bir yerinde:

“Bütün gördükleri kendisiydi. Birini tanımak için onu tamamlayan kimseleri, hatta yerleri bilmek gerekirdi. (…) Clarissa’ya göre, daha doğrusu söylediğine göre çünkü korkunç bir kuşkucuydu, gözle görülür varlığımız, yani görünüşümüz, geniş bir çevreye yayılan öbür görülemeyen varlığımıza kıyasla çok geçici olduğu için, görülmeyen varlığımız ölümden sonra da herhangi bir biçimde şu ya da bu kişiye bitişerek yaşamını sürdürebilir, bazı yerlere dadanabilirdi. Belki de belki.”

Bütün hayatını, gördüğü ve tanıdığı, sevdiği, nefret ettiği herkesi, hatta ölümünden o anda haberdar olduğu Septimus’u bile yaşadığı o ana getirip kendine katma yeteneğine sahiptir Clarissa.  Bu açıdan bilinç akışı tekniğinin en başarılı örneği sayılıyor bu eser.

Ayrıca, İletişim Yayınları baskısında, Tomris Uyar, olağanüstü çevirisi ile eserin orijinalindeki şiirselliğin ve ritmin de hakkını vermiş.

Mrs. Dalloway

Virginia Woolf

Çeviren: Tomris Uyar

İletişim Yayınları