?Kente gitmek için harekete geçmezsen kendimi asarım. Duyuyor musun? Ellerine bak, hele bak bir kere!?

Anna?nın endişe içindeki bu sözleri M. Bulgakov?un Morfin adlı kitabındandı. Anna kendisini belki de asmayacaktır istemeden morfinmanlığa ittiği Poliakov için; fakat sebebi olduğu bu durdurulamaz gidişatın önüne geçemeyecek kadar güçlü oluşu karşısında yollarının ayrıldığını hisseden vicdanıyla da bir daha asla barışamayacaktır. Morfin, iç çatışmalarla ölüme doğru ilerleyen bir adamın (Sergey Poliakov’un) hikâyesine dayanmaktadır. Gönderdiği postayla yine bir doktor olan arkadaşı Bomgard?ın ağzından başlayan hikâye Poliakov?un postadan çıkan günlüğü ile devam eder. Bir gece yatmaya hazırlanırken aniden saplanan mide ağrılarıyla kıvranmaya başlamıştır Poliakov. Aynı hastanede çalışan -güzel, nazik ve genç bir kadın olan- sağlık memuru Anna?yı çağırtır ve çıldırtan sancılardan kurtulması için ondan uyuşturucu bir iğne yer. İğnenin içerisindeki morfindir. Yani hassas ruhları kısa sürede ele geçirebilen yüksek bağımlılıklı ilaç. Anna’nın çözümüdür bu. Çünkü tıp mezunu Poliakov için böyle olumsuz bir ihtimali düşünmemiştir. Yedi dakika kadar kısa bir sürenin ardından haşhaş başından elde edilen ilacın mucidine övgüler dizerken bulduğumuz Poliakov, çekilmez mide ağrılarını geride bırakmış oluyordu belki, fakat damarlarında gezinen morfinin onu yakında nasıl da ele geçireceğini, ele geçirip avucunun içinde karanlığa gömerek ölüme sürükleyeceğini ne o bilebilecekti ne de bir başkası.

Karanlık geçen geceler, kar fırtınaları, sonu gelmeyen dondurucu soğuklar, kalın kalın giyilmiş paltolar, sarı ışıklı ısıtılmış loş odalar, pencere camından yansıyan görüntüler, sessiz, boş koridorlarda zaman zaman yankılanan insan sesleri; yalnızlığın kemirdiği, umutsuz geniş araziler. Ve uzak şehirlere ?bazen ise bir kadına- duyulan özlemler.

Bulgakov, bireyin baskı ortamındaki ruh halinin, sıkışmışlığın, erimenin, özgürlüğün karamsarlığın; köye yeni yerleşmiş bir pratisyen doktorun hastanede geçirdiği kötü deneyimlerin, zorlukların, korkuların, melankolinin -fakat sonunda başarıyla biten- veya en iyi ihtimalle buna temas edenin yazarı olmuştur. Yaşadığı koşulların muhakkak ki etkisini hissettiren Bulgakov, devrim dönemi Rusya?sının karmaşası ve Stalin döneminin yasakları ile karşı karşıya kalmış ve neredeyse tüm öykü ve oyunlarının sansüre takılmasına tanık olmuştu. Morfin, bu bağlamda başarısızlıkla mı yoksa bir başarıyla mı sona eriyor, bunun tartışmasını geçerek yazarın, ?insan?ı ve onun iç dünyasını anlatan öykülerindeki ustalığı, dilindeki akıcılığı ve daha okurken insanın kafasında yarattığı resimleri ile nasıl da müthiş bir başarı örneği gösterdiğinin ayrıca altını çizmek gerektiğini düşünüyorum.

Eller, iç dünyanın görünen uçlarıdır. Uzak bir gezegenin karanlık ve soğuk atmosferinin altında fırtına dolu bilinmez gecelerin karmaşası; ılık bir yaz gecesi serin şilteye uzanan bedenin korunaklı mutluluğu; ya da ufak bir çocuğun sevgi dolu oyunları?

?Baksana?? diyor Anna aynı endişeli sesiyle, ?? ellerin saydamlaşmış, bak? Derin kemiklerine yapışmış? Biraz suratına bak? Dinle, git, yalvarıyorum git oraya.?

Ama Poliakov iyileşmek istemiyordur artık. Sanrılara dönüşen hayatının ele geçirilmişliği belki de bir kabul üzerinedir. Yalnızlığına, boş koridorlarda yüzüne çarpan kendi çığlıklarına, göğsünü kemiren bellek karışıklıklarına, doruk noktadaki duyarlılığına ve belki de eski karısı Amneris?e?

Güneş bir sabah yine doğar soluk ve bulanık. Fakat Gorielovko?da bir doktor, evinde, yatağında, öylece yatmaktadır kanlar içinde. Ve gecesinde yazdığı bir not ise, günlüğünde asılı kalmışçasına, durmaktadır başucunda.

?Yine ağladım… Gece yarısı bu zayıflık, bu aşağılanmışlık duygusu da ne demek oluyor?? Morfin

Mihail Bulgakov

Çeviren: Ülkü Öztürk

Donkişot Yayınları