Lodos Çarpması, Tuğba Gürbüz’ün ilk öykü kitabı.   Derinlerde bir yerlerde saklı kalmış hüzünlerin, acıların, umutların, hayallerin kıpırtısını hissettiriyor Lodos Çarpması. İnsanın ruhunda yaşadığı gelgitleri, pişmanlıkları, hayal kırıklıkları lodosun etkisiyle esip geçiyor yüreğinden.

Lodos Çarpması’nda keşkeler… Yaşamla ölüm arasındaki ince çizgide bir adım öncesi ve sonrası… Lodos Çarpması’nda umut daima var, hayal kurmaksa serbest!

Yazar Tuğba Gürbüz “Savaşmak yerine boya ve tuvalle dolu bir odada olmak istemek; bu uğurda savaşmaktan kaçmak ayıp mıdır?” diye soruyor Lodos Çarpması’nda.

En çok da çocuk ruhunda kopan fırtınaları, henüz kaybolmayan insani duygularını, masumiyeti duyumsayacaksınız Lodos Çarpması’yla.

Kitapta çok etkilendiğim cümleler, paragraflar oldu. Onlar size sürpriz olsun istiyorum, yalnız bir girişi paylaşmadan edemeyeceğim…

Kitaptaki Veda isimli öyküden;

“Babam geri geldi. Yıllar sonra, bir anda…

Ben bir yaşındayken Almanya’ya giden, oturma ve çalışma izni için annemden boşanma evraklarını imzalamasını isteyen, bizi hiç merak etmeyen, aramayan, sormayan babam, bir anda geri geldi. Neredeydin, beni niye aramadın, hiç mi özlemedin diye soramadım. Apar topar soğuk bir musalla taşının üstüne yatırdılar onu. Annem, ben, ağabeyim, babaannem, akrabalar, komşular, hepimiz oradaydık. Fısıltıları duyabiliyordum. “Merhumu nasıl bilirdiniz?” Hep bir ağızdan bağırıyordu cemaat, “İyi biliriz!” Bilmiyorum ki ben! Annemin yatak odasında asılı siyah beyaz düğün fotoğrafı karşısında geçti çocukluğum. Beklerken büyüdüm.

Okudukça paylaşmak dileğiyle…

Lodos Çarpması

Tuğba Gürbüz

Notabene Yayınları