Antik diller öğretmeni Gregorius’un, sıradan, monoton hayatından ani bir kararla vazgeçip Lizbon’a gitmesiyle başlar roman. Gregorius’un hayatı monoton olsa da kendisi sıra dışı bir kişidir. Antik diller konusunda canlı ve şaşmaz bir bilgi kaynağıdır. Bir gün anadili Portekizce olan bir kadınla karşılaşır, onun “Portekizce” deyişinin tınısının büyüsüne kapılır, çalıştığı okulu kimseye haber vermeden terk eder. Bir kitapçıya uğrar. Önce kadının Portekizce tınısı ve gizemli bir telefon numarası vermesi kaçışının bir bahanesi iken, satıcının bir bölümünü ona tercüme etmesi üzerine kitapçıdan aldığı kitabın yazarını arama bahanesine tutunur. Lizbon’a gider. Bu kitabın yazarı Amadeu Prado’dur. Gregorius onun izini sürmeye başlar.

Genel olarak felsefe ağırlıklı bu romana bir de Prado’nun yazdığı ağır metinler serpiştirilince okuma zorlaşıyor. Romanın temposu yavaşlıyor. Anlatılan ilginç olaylar ve kişiler de çok fazla değil.  Romanın ana karakteri Gregorius çok doğal bir kişiliğe sahip değil, onun gibi bir karakteri her yerde bulamazsınız, ancak hiç olmayacak diye bir kural da yok.

Gregorius önce asıl mesleği doktorluk olan Prado’nun kardeşi Melodie ile sonra öğretmeni rahip ile ve tekrar en sonunda diğer kardeşi Adriana ile görüştü. Gregorius’un Prado’nun kardeşleriyle görüştüğü bölümler çok iyi yazılmış, özellikle Portekiz’deki Salazar döneminin gizli polis örgütünün en çok korkulan görevlisi Rui Luis Mendes’in hayatını kurtardığını anlatan bölüm okuyucuyu düşüncelere sevk ediyor.

Sıkıcı bir roman izlenimi vererek başlayan yapıt, hareketli bir felsefi roman olarak yoluna devam eder. Bazı romanlar vardır, olayların içine girmek zaman alır, olayın örgüsünün alt yapısının kurulması aşaması uzun sürer. Bu süreç okuyucuyu sıkar, yorar, hatta pişmanlığa sevk eder. Birçok okuyucu maalesef bu tür yapıtların devamını okumaz, bırakır. Vazgeçmeyenlerin ödülü sonraki sayfalardadır. Lizbon’a Gece Treni de böyle bir roman.

Karakterlere bakınca; Joao Eça tam oturmuştur. Portekiz Salazar dönemindeki işkencelere uğramış direnişçi olayların tanığı olarak o dönem hakkında bilgi edinmemizi de sağlar. Prado ve onun izini süren Gregorius da romanın kendi yapısı içinde başarıyla canlandırılmışlardır. İki karakter hakkında ben yazarı yeterince başarılı bulmadım. Birincisi Prado’nun can dostu Jorge: Sanki bilerek okuyucunun bu karakter hakkında kötü bir yargıya varılması istenir, olaylar onun bakış açısından değerlendirilmez. Oysa o da direnişin önemli öğelerinden biridir. Diğer önemli kişi ise Prado’nun uğruna birçok şeyi göze aldığı Estefania’dır. Gregorius Prado’nun hayatına giren herkesle görüşüp, onun hakkında toplayabildiği her bilgiye inanılmaz bir hırsla saldırırken; Prado’nun hayatının son döneminin en önemli kişisi Estafania ile görüşmek için hiç çaba harcamaz, daha doğrusu bu tesadüflere kalır. Yapılan görüşme de oldukça üstünkörüdür. Estafania hakkında tüm roman kahramanları bir şey söylemiştir, ama Gregorius’un onunla buluşması sönük geçmiştir. Bu durum romanın kendi içindeki bütünlüğü zedeler.

Sonuç olarak kusurlarına rağmen zevkle okunan dolu dolu bir yapıttır Lizbon’a Gece Treni.

Lizbon’a Gece Treni

Pascal Mercier

Çeviren: İlknur Özdemir

Kırmızı Kedi Yayınevi