Ah Gregorius ah! Sen de gittin. Hem benimlesin hem yok? Bitmeseydi bu kitap!

Aniden çıkıp gittiğinde yüreğimi çaldın, ?İşte cesaret!? dedim. Birlikte kitapçıya gittik, yola çıktık, şiir gibi sözleriyle bizi çeken Prado?nun izinde. ?Sözlerin kuyumcusu??

İçimizde olanın ancak küçük bir kısmını yaşayabiliyorsak gerisine ne oluyor?

Prado? Sözleriyle büyüledi bizi, neler yaşamıştı ki bunları yazmıştı? Prado?yu anlamak mıydı amacımız, yoksa kendi dehlizlerimize inmek mi onun mum ışığında?

Kötü bir şey mi bu, bu yabancılık ve uzaklık?

Kendimizle yüzleşmeden yüzleşmek mi onun aynasında? İçimize bakmak, onun içine bakarken?

Bir duygu ikinci kez hissedilirse, aynı olamaz. Yeniden hissedildiğinin farkına varılmasıyla birlikte renk değiştirir.

Zamanı bambaşka algıladık, günler başka geçti. Gidip dönmek anlam değiştirdi.

Bu ayın sadece bana ait olduğu izlenimini ne zaman edinirim?

Sorularımız bütünleşti, en güzeli de buydu belki?

Ruhumuz gerçeklerin bulunduğu bir yer mi? Yoksa gerçek denen şeyler yalnızca hikâyelerimizin aldatıcı gölgeleri mi?

(“Hele şunu doğru düzgün bir anlat bacım? diyenler tıklasın.)

Lizbon?a Gece Treni

Pascal Mercier

Çeviren: İlknur Özdemir

Kırmızı Kedi Yayınevi