Philip Mansel?i Konstantiniyye adlı İstanbul biyografisiyle tanıdım. Yazar, bu güzel ve eşsiz Kraliçeyi, ?Dünya?nın Arzuladığı Şehir? alt başlığıyla adlandırıp, empresyonist bir ressamın gölge ve ışığı tuvale aktarışı gibi zarif kalem darbeleriyle çiziyordu sayfalara. Uzaktan bakılınca anlık izlenimlerle aydınlanan, yaklaşınca bulanıklaşıp silikleşen zarif ve kırılgan kalem darbeleriyle?

Nicelerinin betimlemeye soyunup da yönünü kaybettiği bu çetin yolda, ana çizgiden kopmaksızın çıkmazlara girip sağa sola sapıyor, ancak hedeften gözünü ayırmıyordu?

Hülasası, Konstantiniyye: Dünya?nın Arzuladığı Şehir,  büyük beğeni ve zevkle okuduğum nadir kitaplardan biri olarak kütüphanemdeki yerini aldı.

Geçtiğimiz aylarda, Radikal gazetesinin Kitap ekinde yazarın bir başka kitabının tam sayfa reklamını gördüm. Kitabın asıl adı olan Levant, Mansel?in âdeti olduğu üzere yine teatral bir alt başlıkla süslenmişti; ?Akdeniz?de İhtişam ve Felaketler?. Bu kez başrol üç kadim Doğu Limanı?nın arasında paylaştırılmıştı, Smyrna, İskenderiye, Beyrut.

Hikâyenin oturduğu dönem ise çizgisel bir kronolojiye bağlı kalmamakla birlikte, İmparatorluk Osmanlısı?ndan başlayıp, Eski Dünya?nın kırılmaya uğradığı Ulus Devlet modeliyle karakterize olan etnik tabanlı ayrışma devrine kadar devam ediyordu.

Amin Maalouf?un derin bir nostalji ile terennüm ettiği eski Doğu Akdeniz şehirleri, yitirilmemiş masumiyetleriyle ve şimdi tahayyül edemeyeceğimiz düzeydeki kozmopolit yapılarıyla hiç var olmamış kurgusal diyarları andırıyorlardı. Günümüzün bir örnek insan biçimi ve dayatmacı standardize kültür örüntüsü henüz yokken (Orwell?in kemikleri çınlasın), İzmir, Beyrut, İskenderiye farklılıkların bir arada bulunabildiği gerçek Ütopia?lardı. Kaidesi sarsılan Osmanlı Tahtı, ticaret dehası Mısır Hıdivi, Ortadoğu?nun Paris?i Beyrut?un Beyleri, Konsoloslar, Paşalar, Misyonerler ve daha niceleri?

Anadolu?nun içlerinden İzmir?e gelen büyük deve kervanları, Buca ve Bornova?daki yüksek duvarlı konakların bahçelerinde yapılan uzun yaz partileri, Müslümanlarla Gayrimüslimler arasında zaman zaman katliam düzeyine varan çatışmalarla sonuçlanan çekişmeler, İskenderiye Limanı?nı dolduran ticaret ve savaş gemileriyle fellukalar, bayramlarda volkanik patlamaları andıran bitmez tükenmez top atışları, yangınlar, depremler, salgın hastalıklar, kıtlıklar?

Levant, eskiye yazılmış bir güzelleme. Yaldızları dökülmüş olmakla birlikte hala güzel olan bu üç şehre ve diğer Levant şehirlerine yazılmış uzun bir mersiye. Belki de hiç olmamış olanın ya da hep orada olanın anlatımı. İskenderiyeli?nin dediği gibi belki de hep arkamızdan gelen şehrin şarkısı?

Not: Bazı çeviri ve redaksiyon hatalarının tekrarlayan baskılarda düzeltileceğini umarak görmezden gelmenizi öneriyorum.

Levant: Akdeniz?de İhtişam ve Felaketler

Philip Mansel

Çeviren: Nigar Alemdar

Everest Yayınları