Ayrıntı Yayınları geçtiğimiz aylarda Ursula K. Le Guin?in gençlik yıllarından itibaren yazdığı öykülerden oluşan Rüzgârın On İki Köşesi adlı hikâye kitabını Türkçeye kazandırdı. On yedi öyküden oluşan eser, ressamların retrospektif dedikleri türe giren bir koleksiyon.

Esinlerini Kızılderili efsaneleri ve masallarından alan, yazını da kendisi gibi efsaneye dönüşmüş bir isim Ursula K. Le Guin. Bir asırlık çınar ilk öyküsünü dokuz yaşında yazdı. On iki yaşında çeşitli dergilere gönderdiği öykülerine ilk ret cevapları gelmeye başladı. Yaratıcılığını hiç örselemedi bu mektuplar, hatta neredeyse otuz iki yaşına kadar sürecek bir ?hayır?lar ?ret?ler dünyasında hiç durmadan üretti. O günden bugüne kadar da alternatif toplumlar ve düşünce biçimleri yarattığı hikâyeleriyle, yepyeni ufuklar ve kapılar açıp duruyor Le Guin.

1929 doğumlu yazar, Rönesans edebiyatı üzerine uzmanlaştıktan sonra 1952 yılında Columbia Üniversitesi?nde mastırını tamamladı. Fransa?da öğrenim gördüğü dönemlerde eşi Charles Le Guin ile tanışıp 1953 senesinde evlendiler. Le Guin, 1970?li yıllardan itibaren çeşitli Amerikan ve Avustralya üniversitelerinde bilimkurgu üzerine workshop?lar düzenledi. Karanlığın Sol Eli adlı romanıyla birlikte iki prestijli ödül birden kapısını çaldı yazarın, Hugo ve Nebula ödüllerine layık görüldü. Bu tarihten sonra da tanınan bir yazar olarak devam etti hayatı.

Rüzgârın On İki Köşesi, on yedi öyküden oluşan ve yazarın gençlik dönmelerinde yazdığı ve on iki yılı kapsayan bir döneme ait hikâyelerden oluşuyor. Ressamların retrospektif dedikleri türe giren bir koleksiyon olarak tanımladığı öyküler kitap için özenle seçilmiş. Kitaptaki tüm kurgular fantastik ve bilimkurgu içeriyor ve yazarın yazıp da beğenmediği hiçbir öykü dâhil edilmemiş. Yani sizler Le Guin efsanesinin tabiri caiz ise, ilk tohumlarını atan eserlerle tanışacaksınız bu kitap sayesinde. İlk tohum olmalarını da yine yazarın verdiği bilgilerden anlıyoruz. Örneğin kitapta yer alan ?Semley?in Kolyesi? adlı hikâye, yazarın çok ünlü romanlarından Rocannon?un Dünyası?nın yazılmasına vesile olmuş. ?Semley?in Kolyesi? kendi başına tam bir öykü ise de, aslında bir ro­manın tohumu. Öyküyü tamamladığımda Semley ile de işim bitmiş­ti. Ama öyküde küçük bir role sahip, sadece yolu oradan geçen bir karakter vardı: Öykü bittiğinde yeniden gölgelere karışmaya itiraz eden biri. ?Benim öykümü de yaz,? diye başımın etini yiyip duran biri: ?Ben Rocannon. Dünyamı keşfe çıkmak istiyorum?? Ben de dediği­ni yaptım. İnanın, bu insanlarla tartışmaya giremiyorsunuz.? Le Guin?in bu anlamda değerlendirilebilecek pek çok öyküsü var Rüzgârın On İki Köşesi?nde, ?Kış Kralı?, ?Halas Büyüsü? ve ?İsim Kuralları? bir romandan sonra gelen ve yazarın minnetle kabul ettiği esinler.

?Semley?in Kolyesi? ilk olarak 1964 yılında ?Angyar?ın Çeyizi? adıyla yayımlanmış. Ancak bir kez daha söylemekte fayda var, Ayrıntı Yayınları Türkçeye tüm öyküleri bir ilk olarak kazandırdı. ?Semley?in Kolyesi? de bu öykülerden biri. Le Guin yazınının gerçeklik eleştirisini, farklı zaman ve mekânlar kullanarak yaptığı en önemli ve romantik metinlerden de birisi. Soyluluk kavramından özellikle tiksinen bir insan olarak Le Guin, bu tiksintisini tam anlamıyla çarpıcı bir son ama merakla okunacak bir olay örgüsü ile işlemiş. Düz anlamda bilimkurgu öğeleri ve Semley?in başından geçen tuhaf maceralar olarak okunabilecek öykü, içten içe soyluluğa adeta küfürler savuruyor.  ?Bu öyküden, 1972 tarihli kitabımdaki son öyküme dek üslubum, yavaş yavaş ve istikrarlı bir şekilde, açıkça sergilenen türde bir romantizmden uzaklaştı. Gelişim bu şekilde oldu. Ben hâlâ romantiğim, buna hiç kuşkum yok ve bundan da memnunum, ama ?Semley?in Kolyesi?nin içtenliği ve sadeliği zaman içinde daha sert, daha güçlü ve daha karmaşık bir şeye dönüştü.?

Romanları bu öykülerde filizlenmiş

Şimdileri üç çocuk ve dört torun sahibi Le Guin?in kızı Caroline üç yaşındayken annesinin yanına gelir ve ona tahta bir kutu göstererek içinde ne olduğunu sorar. ? ?Biy bakalım bu tutuda ne val? dedi. Ben de tahminler yürüttüm: Solucanlar, fareler, filler vesaire. Başını iki yana salladı ve tarif edilemeyecek kadar tekinsiz bir gülümsemeyle kutuyu yavaş yavaş ve içini azıcık görebileceğim kadar açarak şöyle dedi: ?Karanlık? ?

Kitapta yer alan ?Karanlık Kutusu? adlı öykünün yazılış sebebi işte böyle başlamış. Kurgu iki kardeşin savaşı üzerinde ilerliyor. Bir saraya davet ediliyoruz içinde türlü hayvan: ?Kediler, köpekler, maymunlar, sincaplar, kuş başlı at gövdeli yaratıklar, beyaz fareler, kaplanlar. Her leydinin birer boynuzlu atı, her saray mensubunun bir düzine kedisi vardı. Prensin ise sadece bir hayvanı vardı; o da, onun için savaşan ve onu hiç sor­gulamayan dostu ejderhaydı.? Konu iki kardeşin iktidar mücadelesi olunca Ursula K. Le Guin?i bu kez cadı kılığına bürünmüş, koca koca cümleler ederken buluveriyoruz. Cadı, iktidarın, gücün, savaşın çirkinliğini anlatmak ister gibi: ? ?Ya sen hizmet edersin ya da sana hizmet ederler,? dedi, ?ya sen yönetirsin ya da seni yönetirler. Senin ağabeyinse ne hizmet etmeyi ne de yönetmeyi seçti…? ? Sayfalar ilerledikçe Ursula sanki bir kedi olmuş da gerçeği haykırıyordur kardeşe: ? ?Bugün bir öğleden sonra olacak,? dedi kedi, ?sonra bir alacaka­ranlık, sonra ise gece gelecek. Gece çökünce kente ya siz ya da kar­deşiniz dönecek. Ama sadece biriniz, prensim.? ?

Le Guin?in Yerdeniz Öyküleri sanıyorum en bilinen eserlerinden birisidir. 2006 yılında Hayao Miyazaki?nin oğlu Goro tarafından Gedo Senki ismiyle sinemalara da taşınan, ancak pek de iyi anlatılamadığını düşündüğüm bir animasyon film de yapılmıştı. İşte bu öykülere kaynaklık eden ?Halas Büyüsü? ve ?İsim Kuralları? hikâyeleri de Rüzgârın On İki Köşesi?nde sizleri bekliyor. ?İsim Kuralları?nda Yerdeniz Öyküleri?nde büyünün nasıl işe yaradığına dair temel bilgilere yer vermiş yazar. ?Halas Büyüsü?nde ise ölüler dünyası betimlemesiyle Yerdeniz?in üçüncü kitabı En Uzak Sahil?in bir anlamda sonunu haber veriyor.

Le Guin tadına doyulmaz bir dünya. Bilimkurgu ve fantastik edebiyatın en önemli yazarlardan biri olmasının yanı sıra, bilime, sanata verdiği değer, eşitlikten yana duruşu, soyluluk, devlet, iktidar gibi kavramlara bakış açısı, cinsiyet kavramını sorgulayışı ve bu bakışı hemen her eserinde dile getiriş şekli bile en az bir kez okunmayı hak eden bir yazarı çıkarıyor karşımıza. Rüzgârın On İki Köşesi?ndeki öykülerde de bu kavramların küçük filizleri, tohumları saklı işte. Gerçeğin yerine, hayal ettiğini de koyabileceğin toplumlar, sistemler, yaratıklar, olaylar?

cakirserap@yahoo.com

Rüzgârın On İki Köşesi

Ursula K. Le Guin

Çeviren: Aysun Babacan

Ayrıntı Yayınları