Yazıma ilk olarak şu kelime ile başlamak istiyorum… MUHTEŞEM. Bir süre önce Blog arkadaşım Özgür Oklap’ın blogu Oklap Kütüphanesi’nde Kürk Mantolu Madonna’yı paylaşmıştı. Uzun zamandır okumayı çok istediğim halde nedense bir türlü alıp okuyamamıştım. Özgür Oklap’ın yorumlarını okuyunca hemen almalıyım dedim ve “hemen gidip yarın alıyorum” diye yorum yazarak da söz verdim. Sözümü tuttum hemen aldım. Ama 5 kitaplık listemi bitirmemiştim o yüzden okumayı bir süre erteledim. Nihayet sıra Kürk Mantolu Madonna’ya geldi. Önce önsözü okudum. yavaş yavaş sindire sindire tadını alarak okumak istiyordum. Hiç acele etmedim. Özgür’ün de yazdıklarına aynen katılıyorum. Ne dersek diyelim anlatılmaz bir roman -bir çoğuna göre novella-. Edebi türü ne olursa olsun bir baş yapıt. Konusu anlatımı her şeyi ile muhteşem. Hani anlatılmayan sadece okunan romanlar vardır; işte Kürk Mantolu Madonna bu romanlardan. Raif Efendi’nin satırlarını içim acıyarak, boğazımda kocaman bir düğüm ile okudum. Hem çok şey söylemek istiyorum, hem de bir şey yazmamayım herkes okusun diyorum. Evet belki de en kısa ve öz yorumum bu olcak; Herkes mutlaka okusun.

Sabahattin Ali romanı 1943 yılında yazmış ve Sabahattin Ali’nin hayatını okurken de, şaibeli bir şekilde öldürülmüş ve ölümünün aydınlatılmamış olması da beni ayrıca hüzünlendirdi. Bu kadar genç yaşta hayata veda etmeseydi kim bilir daha neler okuyacaktık.

Romanda beni en etkileyen şeylerden biri de dil. O dönemin dili ne kadar güzel, önsözde de Füsun Akatlı yayınevine dili sadeleştirmeyip günümüz Türkçesine dönüştürmek adına yapılan barbarlığı yapmadıkları için teşekkür ediyor. Gerçekten de nedir bu? O dil o kelimeler ; hodbin, muvakkat, rabıta ve sayamacağım birbirinden güzel kelimeyi hoyratça atıp yerine bencil, geçici, ilişki diyerek bu muhteşem eseri katletmekten başka bir şey olmazdı. Ben kesinlikle dilde sadeleştirmeye ve öz Türkçe ısrarına karşıyım. Bir dilin güzelliği zenginliği ilişkide bulunduğu halkların dilinden aldığı kelimeler ile renklenir, çeşitlenir. Dilimizde Arapça, Farsça, Yunanca, Ermenice ve daha bir çok dilden gelen kelimeler ile zengin ve ahenkli. Bunları atarak zorlama icat edilmiş isimler takarak bence Türkçe’yi daha da köşeye kıstırıyoruz. Yunanca Hocamın yanında eski bir söz kullansam “Sen benden yaşlısın” derdi. Ama ben ısrarla kullanmaya devam ederdim. Keşke o dönem de kullanılan dili koruyabilseydik. Şimdi; dönceeem, nabersin, ay böölee baktı, falan oldum gibi cümleler kurmazdık.

Kitap yorumu için Deniz Beyaz?a (http://thalassapolis-neokudum.blogspot.com/) teşekkür ederiz.

Kürk Mantolu Madonna

Sabahattin Ali

Yapı Kredi Yayınları