Klingsor’un Son Yazı, ressam Klingsor’un bir düş esrikliği içinde geçen son yazını anlatır. Kırk iki yaşındaki ekpresyonist ressam, o yazın, sayısız başarılarla dolu ömrünün son dönemeci olduğunu hisseder. Kırk iki yıllık ömür; mutluluk, hüzün, coşku, huzursuzluk, acı ve yenilgiyle örülü bir yazgıyı içermiştir. Şimdi mevsim yazdan güze dönerken, bu sancılı ve bir o kadar da mutlu varoluş çöküşe doğru hızla ilerlemektedir.

O son yaz, biraz da sonun yaklaşmakta olduğu hissiyle, Klingsor için büyüleyici bir güzellikte yaşanır. Güneş, baş döndürücü güzellikteki doğayı her yerde ateşe vermektedir. Yangın yerlerinden ışıl ışıl renk demetleri göğe doğru yükselir ve olup bitenler Klingsor’un gözlerinde kör edici parıltılara dönüşür. Dış dünya tarafından büyülenmiş bir ressamın sıra dışı hayatı, Hesse’nin şiirsel anlatımıyla okuru da büyüleyen bir tabloya dönüşür adeta. Klingsor’un fırçasıyla resmettiği bu güzellik, aynı zamanda Hesse’nin kelimelerinden damlayan olağanüstü güzellikteki renklerle okur için de resmedilmiştir.

Hesse’nin çizdiği tablonun tam ortasında, eşit derecede sevdiği ama resme karşı duyduğu büyük aşktan ötürü kalbinde hiç birine gerçek anlamda yer vermediği bir dizi kadınla çevrilmiş Klingsor durmaktadır. Resmin bir köşesinde yüzünde bilgece bir ifadeyle gökyüzüne doğru bakan Ermeni büyücü, diğer köşede, ressam Louis ve Thu Fu takma isimli şair Hermann olmak üzere, değer verdiği tüm dostları vardır. Hepsinin yüzüne güneşin parlak ışıklarıyla alevlenen büyüleyici bir doğa yansır. Klingsor’un özgün varoluşuna ilişkin ayrıntılar kendisiyle yaptığı iç konuşmaların yanı sıra, bu tablodaki karakterlerle yaptığı konuşmalardan ve mektuplaşmalardan da edinilir.

Klingsor nasıl bir hayat yaşamıştır? Bu hayatın tüm ölümlülere söylemek istediği nedir? Klingsor için dış dünya, renkler ve şekiller aracılığıyla yeniden yarattığı sürece ve ölçüde algılanabilir ancak. Dünyayı kavramak; yorucu, bedeni tüketen ve özde yalnızlığı gerektiren derin bir yoğunlaşma ve gözlemi gerektirir çoklukla. Her sancılı yaratım süreci gerçek bir mutluluğa kaynaklık eden eserlerle sonlanır. Bu döngü Klingsor için böylece sürüp gitmiştir yıllarca. Ne var ki, bu döngüye artık dayanamamaktadır. Son zamanlarda, yıllardır  sanatıyla ateş altına almaya çalıştığı ölüm, daha belirgin olarak dikilip durmaktadır kapısının önünde. Yaşama karşı duyulan bu çılgınca sevgi, ölüm gerçeğiyle boydan boya bölünmüştür. Bu bölünme Klingsor’un varoluşunun öldürücü melankolik boyutunu oluşturur.

Yaşam güzel, ölüm kaçınılmazdır. Kaçınılmaz sonun her algılanışı Klingsor’u çılgınca bir yaratım sürecinin içine sokar. Sürekli içki içerek ve kötü beslenerek geçirdiği bu sürecin cinnet boyutunu aldığı bir anda hayatının son ürününü verir ve kendi portresini yapar. İnsanlığın ve kendisinin bütün acılarını, mutluluklarını, hırslarını, zavallılığını, olağanüstülüğünü, dehşeti, çocuksu umutları, bilgeliği ve coşkuyu kendi yüzünde resmetmeye çalışır. Bütün yaşamı bir anda dışarıda esen fırtına gibi hızla penceresinden girer,  paletinde yoğunlaşır ve oradan tuvaline damlar. Klingsor oraya, hayata ilişkin olarak kendi varoluşundan damıttığı anlamı yazar: Yeniden doğmak ve doğurmak. Ne var ki bu onun son kez doğumu olur. Sezmekte olduğu ölümü biraz da kendisi çağırmıştır. Portresini tamamladığı o yazın sonunda dostları ölüm haberini alır.

Hesse’nin tablosunda duran diğer karakterlerin farklı varoluşları vardır. Ressam Louis için resim yapmak varoluşunun tek anlamı değil, hayatın pek çok zevkinden biridir sadece. Şair Thu Fu, yaşamın sonluluğuna ve zamanın akıp gitmesine ağıt niteliğinde şiirler yazar. Ermeni büyücü için ölüm diye bir şey yoktur, sadece ölüm korkusu vardır. Klingsor için bu varoluşların hiçbiri diğerine üstün değildir. Kendisine âşık kadınların, bir doktorun, şairin, ressamın ve çevresindeki diğer tüm insanların varoluş önemlidir, yeter ki sevgiyle seçilsin ve aynı zamanda insanın yazgısı da demek olan varoluşun sorumluluğunu layıkıyla taşısın.

Klingsor’un yazgısı yaşamın eşsiz güzelliğini ve çirkinliğini anlatan eserler bırakmaktır. Pek çok eleştirmen tarafından sanatının doruk noktası sayılan kendi portresiyle, yaşama imzasını atmış ve öldürücü bir yaratım sürecini onun emrine vermeyi başarmıştır.

Hesse, Kingsor’un Son Yazı adlı romanı, herkesi hayatı üzerinde düşünmeye ve sorgulamaya çağırıyor.  Yazgısını belirlemede modern dünya tarafından giderek daha çok tehdit edildiğini hissedenlerin, bu çağrıya kulak vermemesi imkânsız.

Klingsor’un Son Yazı

Hermann Hesse

Çeviren: Kamuran Şipal

Afa Yayınları