Sartre?ın Kirli Eller adlı tiyatro eserini lise yıllarımda okumuştum, ?Hugo? karakteri beni çok etkilemişti. 1948 yılında, önce Paris?te daha sonra dünya sahnelerinde oynanan Kirli Eller,  o dönemin siyasi partilerinin iç ilişkilerini, değişken yapılarını bütün açıklığıyla gözler önüne serer.

Olga, Charles, Frantz, Louis, Ivan ve arkadaşları ortak hedefleri için bir araya gelmişlerdi. Burjuva kimliği sürekli hatırlatılan Hugo ise toplum içinde yer edinebilmek ve kendi varoluş özünü bulmak amacıyla partiye katılır.

Yalnız bir insandır Hugo. Kömür şirketinin ikinci başkanı olan babasını ve zengin yaşamını partiye girmek için terk eder. Yessica ile evlilik de mutluluk getirmez Hugo?ya.  Sadece parti içindeki güçlü ve aktif kadın Olga, ona güvenir ve inanır. Yessica?nın ise hiçbir şeyden haberi yoktur.

?En önemli şey fitiAli tutuşturmak. Fitili yakmak, ondan sonra ben de dâhil hepimiz yok olacağız. Artık hülyaya lüzum yok Sükûnet? Gece, umarım ki ölüler de komedya oynamıyorlardır.?

Hugo, sürekli kendini ispatlamak zorunda hisseder. Bu yüzden partiden en zor görevi kendisine vermelerini ister. Bu sayede burjuva kimliğinden sıyrılıp yaşam amacını bulacağını sanır.

Sartre, bu oyunu ile parti içindeki kirli oyunları, hesaplaşmaları ortaya çıkarmayı hedefler. Aynı amaç için bir araya gelen insanların, değişen şartlara ve olaylara göre sol gösterip sağ vurmalarını, yani yön değiştirmelerini anlatır.

?Ellerini kirletmekten ne kadar korkuyorsun. Peki öyle ise temiz kal! Temizlik fakirlere ve papazlara göredir. Benim ellerim kirli, hem de dirseğime kadar. Onları hem lağıma soktum hem de kana buladım. İdare mekanizması masum olarak yürütülür mü sanıyorsun??

Oyun, parti içindeki yöneticilerin insanlık adına çalışanları kullanmasını ve ne acı ki öldürmek ve yok etmek eylemlerini zafere giden yolda meşru göstermesini eleştiriyor. Bu eylemlere yönlendirilen insanlar ise kullanıldıklarını fark ettiklerinde iş işten geçmiştir artık.

Sartre, Kirli Eller ile bireyin yaşamdaki varoluş amacını sorgular. Bütün insanlar eşittir ve özgürdür. Lakin kahraman olmak ya da katil olmak tamamıyla bireyin seçimidir: Verdiğimiz kararlar geleceğimizi şekillendirir. Ya çemberin merkezine yerleşir ve belirlediğimiz hedefe odaklanırız ya da akıntıya göre yön değiştirip çemberin dışına savruluruz.

Varoluşçuluk düşüncesinin önde gelen isimlerinden olan Sartre, eserlerini de bu doğrultuda yazmıştır. Sartre, Boris Pasternak?dan sonra Nobel Ödülü?nü reddeden ikinci kişi olarak edebiyat tarihine geçmiştir.

Yaşamak, ellerimizi kirletmeden, evrensel düşünce ve özgürlük içinde, birlikte dimdik durabilmek olmalıydı.

Bugün, geçmişte bunca kirlenen ellerimiz ve ruhlarımızla yaşamayı nasıl sürdüreceğiz?

Kirli Eller

Jean Paul Sartre

Çeviren: Berin Nadi

İzlem Yayınları