“Şüphe,

Çıplak ayaklı bir gece gibi ilerliyor içimde[i]

Nasıl bunca habersiz kalmışız Suat Derviş’ten? Nasıl, nereye saklanmış yapıtları? Üstü örtülen yazarlarımızdan. Kadın. Devrimci. Gotik edebiyata “bulaşmış”. Kitabın Sunuşu’nu yazan Serdar Soydan’ın belirttiği gibi, moderniteye, gerçekliğin o “yavan gerçekliğine” karşı çıkıyor. Belki bu yüzden Fosforlu Cevriye’den öte tanımıyoruz onu. Belki bu yüzden yazınımızın saklı hazinelerinden biri olmaya mahkûm edilmiş. Ve tam da bu yüzden okunmalı. Suat Derviş okumalarına Kara Kitap’la (Suat Derviş, İthaki Yayınları, 2014) başlamalı.

Kara Kitap’ın sayfaları boyunca engin bir dünya açılıyor okurun karşısında. Melankoli, ölüm ve güzellikle dokunmuş, ilmekleri tedirginlikle atılmış bir dünya. Mahşerin üç atlısı – melankoli, ölüm ve güzellik– bir araya gelince, kaçınılmaz olarak dehşet ve arzu da kendini duyuruyor her satırda. Ve evet, çaresizlik.

“Ölüyorum… ölüyorum. Bu evden artık yaşamak için değil, hatta uzakta ölmek için bile kaçamayacağım. Yine bahar olacak, yine çiçekler açacak, yine ıstırap, yine sevinç, yine saadet, felaket baki kalacak, bir şey değişmeyecek, dünya bir dakika bile tevakkuf etmeden güneşin etrafında dönecek, dönecek. Bir şey eksilmeyecek, sade ben yarın doğan güneşe gözlerimi açamayacağım.”

Kara Kitap Suat Derviş’in dört kısa romanından oluşuyor: Ne Bir Ses… Ne Bir Nefes; Kara Kitap; Buhran Gecesi ve Fatma’nın Günahı. Serdar Soydan’ın Sunuşu’yla zenginleşen kitap dört romandaki ortak öğelerle, dürten bir gerilim ve kışkırtıcı bir derinlikle okurun gününü gecesini bulandırıyor – gerçekten.

“Benim mezarım, tıpkı öbür mezarlar gibi yeşil gölgelerin arasında beyaz ve sarı kalacak. Bir Fatiha dilenen yetimliklerle beyaz ve sarı; sevmeyen ve sevilmeyen adamların mezarı gibi…

Hayatta olduğu gibi mezarda ve ademde de muhakkak mesut ve bedbaht insanlar, bir de… bir de benim gibi beyhude yaşamış, beyhude ölmüş, bir şeye yaramamış… ne mesut ne de bedbaht olmuş… ne mesut ne de bedbaht edebilmiş insanlar var.”

Suat Derviş saklı kalmamalı; İthaki Yayınları bu açıdan büyük bir teşekkürü hak ediyor. Gerisi de size, bana, okuduğunun hakkını veren okurlara –ve okuryatarlara– kalıyor. Çünkü başa dönersek, Derviş’in yazdıkları, çıplak ayaklı bir gece gibi ilerliyor insanın içinde. İlerlesin, ilerlemeli de!

Kara Kitap

Suat Derviş

 İthaki Yayınları


* Nazım Hikmet’in “Şüphe” şiirinden.