Kalandar Soğuğu, Türkiye’nin Oscar adayı olarak gösterdiği film.

Geçen yıl adaylık için Mustang’ın Fransa’ya kaptırılmasının yarattığı üzüntüyü giderebilecek kalitede bir yapım Kalandar Soğuğu.

(Yazının devamı filmin içeriğiyle ilgili bilgi içermektedir.)
Film, Karadeniz’in dağlarında şehirden uzak küçük bir ailenin yaşamını, ailenin babası Mehmet üzerinden anlatıyor. Borçlarını bitirmeyi ve ailesini zor şartlardan kurtarmayı hayal eden Mehmet, maden bulmak umuduyla sık sık dağlara çıkıyor. Ancak Karadeniz dağlarının zorluklarını aşamıyor.

Aradığını bulamayınca, ilgisini bu kez doğadan, hayvanlara çeviriyor.
Geçim kaynağı olan boğayı güreşlere götürüyor ve bu şekilde para kazanmayı hesaplıyor. Tüm bu sırada, para kazanamayınca eşiyle inişli çıkışlı bir ilişkinin içine sürükleniyor. Anlatı, Mehmet’in ailesini rahat ettirmek üzere giriştiği ve insan-doğa, insan-hayvan ilişkisine dayalı sekanslarla devam ediyor.

Kalandar Soğuğu, geçim derdini alışık olduğumuz şehir hayatının dışına, doğanın tam ortasına yerleştiriyor. Bunu yaparken ‘geçim derdi’ bir hayatta kalma mücadelesi şeklinde yansıtıyor. Doğanın yalnızca güzelliğini değil; zorluklarını, insan hayatı için oluşturduğu tehlikeleri bir arada sunan film gerçeğe o kadar yakın ki bazı anlarında belgesel hissi veriyor. Kalandar Soğuğu bu haliyle, son dönemlerde artan ‘köye yerleşme isteğine’ adeta bayrak açıyor. Romantik bir hevese ve kaçış isteğine dönüşen ‘köye yerleşme akımı’ gerçekçi bir kadrajla sorgulanıyor.

Doğal ışık kullanımı ve oyuncuların rollerinin hakkını vermesi de anlatıyı güçlendiren önemli etkenler. Ancak filmi izleyen birçok eleştirmenin söylediği gibi, başrolde doğa var.

Filmin finali genel anlatısının biraz dışında. otizm hastası çocuk, büyük bir tesadüfle babasının aradığını bulmasını sağlıyor. Bu ‘buluşta’ mistist yön öne çıkarılıyor. Söz konusu eksikliğine rağmen Kalandar Soğuğu etkileyici bir deneyim sunuyor.

Kalandar Soğuğu

Yönetmen: Mustafa Kara

Senaryo: Mustafa Kara, Bilal Sert