Türkçe edebiyatın Batı edebiyatıyla tanışma tarihi, Şark hikâyesi geleneğinden kopamayan Tanzimat edebiyatıyla olsa da Batı’nın asıl belirleyici etkisi;  Samuel Beckett, Albert Camus, Franz Kafka, William Faulkner ve Sartre gibi yazarların kitaplarının çevrildiği 1950’li yıllara rastlar. 1950 yılında Demokrat Parti’nin yönetime gelmesiyle birlikte dünya kapitalist sistemiyle bütünleşme süreci de hızlanır. Köyden kente göçün önü açılır. Vatandaş profilindeki çeşitlenme, büyük kentin karmaşası ve yapılanmasındaki değişimler  edebiyatçılara da esin kaynağı olur.

Siyasal toplumsal  değişimin yoğun olarak yaşandığı bu yıllar edebiyatta da verimli bir hareketliliğe sahne olmaktadır. Öykü ve şiirde yeni atılımlar dikkat çeker. Geçmişle hesaplaşmaya girilir. Batı etkisiyle yenilenme çabaları görülür. Mahmut Makal’ın Bizim Köy (1950) adlı kitabıyla başlayan “köy edebiyatı” da yabana atılmayacak güçte gelişmektedir.

İşte Jale Özata Dirlikyapan, Türkiye’de “öykünün altın çağı” olarak nitelenen bu dönemi ele alıp incelediği kitabında Türkçe öykünün içerik ve biçim farklılaşmasına yakından bakıyor. Yenilikçi bir anlayışla kaleme alınmış öykülerde öne çıkan temaları ve bu öykülerin o yıllarda tartışmalara neden olan biçimsel özelliklerini açığa çıkarıyor. Günümüz modernist edebiyatının ilk örneklerini veren  “toplumcu gerçekçi edebiyat” ve “köy edebiyatı” olarak anılan yönelimlerde 1950 kuşağı öykücülerinin varoluşçuluk ve gerçeküstücülük akımından nasıl etkilediğini örnekleriyle sergiliyor.

Kabuğunu Kıran Hikâye

Jale Özata Dirlikyapan

Metis Yayınları