Einstein?ın öğrencilerinden biri ?Hocam, bu seneki sorular geçen seneki soruların aynısı? dedi. ?Doğru! Ancak bu sene bütün cevaplar farklı!?

Bir varmış, bir yokmuş, Allah?ın kulu çokmuş. Bilinmedik bir diyarda, bilinmedik bir zamanda, önünü-sonunu kimsenin bilmediği bir Madam Rona yaşarmış. Bir ilham perisi tanıştırmış onu Derya İren Akbıyık?la. ?Yarım kalan işler? sepetinde kocayıp giderken, Derya, Rona?yı 12 yazarla paylaşmış ve onu günışığına kavuşturmaya karar vermişler. Sancılı zamanların sonunda ?12 Madam Rona? öyküsü doğmuş.

?Şükürler olsun ki hayatın düşlerle geçen böylesi bir dönemi var. Fernando Pessoa? Suzan Bilgen Özgün?ün kullandığı bu alıntıyı doğrularcasına, kitabın yaratılış öyküsü de okuyanda kendi Madam Rona?sını hayallendiriyor. Mesela, mahalle arasında yaşayan bir gelinlik terzisi olsa Madam Rona. Sadece bir gün evli kalmış olsun. Ertesi gün kocası savaşa gitsin. Gidiş o gidiş. Evliliklerin nasıl başladığını iyi biliyor. Prova yapılırken gelinler, kaynanalar, yengeler her şeyi konuşuyorlar onun yanında. Jülyetlerin tarla kuşuna dönüştüğünü bilmeyen bir gelinlik terzisi olsun benim Madam Ronam.

En büyük yalnızlık, anlaşılamamak. Ne şanslısın Madam Rona. 13 kişi seni düşünmüş, anlamaya çalışmış. Kolay bir iş değil bir kahraman yaratmak. Önce düşlerimizde şekillendirmek; fiziğini, çarpık topuklu ayakkabısını, çorabının özenle dikilmiş yırtığını, bel çukurundaki benini belki? Ana babasını, oturduğu evi, mahalledeki bakkalı, içten içe sevdiği komşu oğlunu. Sonra en gereklileri ayıklayıp 2-3 sayfalık öyküye yerleştirmek?

Sayfaları çevirdikçe tanıştığımız, her yeni Madam Rona, zihnimizde mutedil düşünce rüzgârları estirmekte. Sevimsiz ev sahibi misin, Norman Bates mi, suratsız ev sahibi, ya da munis komşu teyze mi? Belki de Aliye Ronasın sen.

Kitapla birlikte satılan CD?de bir de özgün şarkı var.  Soprano Ayça Nur Kip söz ve müziğini yazmış, billur gibi çağlayan sesiyle de okumuş:

Japon Şamsiyelerinin öyküsünü dinleyin

Anlatır seni, sendeki beni

Al bu sözleri yüreğine kat

Dostluğu anlat, öykünü anlat

CD?de ayrıca tüm yazarlar, öykülerini de Altı Nokta Körler Vakfı yararına ve tüm görme özürlüler için seslendirmişler.

Japon Şemsiyeleri ismiyle müsemma bir öykü kitabı. Adı bile türlü imgeler canlandırıyor gözümde. Kafasından köklendirilen bir bitki örneğin. Bilirsiniz, dikkatsiz bir gözün sıradan ot zannedebileceği, zayıf yeşillik zamanla şemsiyenin kolları gibi uzar ve yaz boyunca göbeğinde sarı-yeşil renkli küçük çiçekler açar. Ya da Japon kadınlarının geleneksel giysilerinin ayrılmaz parçasıdır şemsiye. Bizim oyalarımız gibi, kimbilir ne semboller barındırıyordur içinde; kimlere ne mesajlar gönderiyordur renkleriyle? Kavurucu bir yaz gününde sevgiliyle, sevgiyle yudumlanan gökkuşağı renkli bir kokteyl bardağındaki şirin bir şemsiyecikten bahsediyor da olabilirler. Belki de o şemsiyecik küçük bir kız çocuğunun doğum günü pastasını şenlendiriyordur.

Madam Rona, sen bugün Shrödinger?in kedisi gibisin. Hem varsın, hem yoksun. Yarımken 12 oldun. Ne yazık ki Derya?nın Madam Rona?sı hâlâ yok aranızda.

Kimbilir, yarım kalan işler sepetlerimizde daha kimler küflenmekte?

Japon Şemsiyeleri

Kolektif

Kurgu Kültür Merkezi Yayınları