Macar yazar Magda Szabo 1917 yılında Macaristan’ın Debceren şehrinde doğdu, 2017 yılında hayata veda etti. Macaristan’ın ve çağdaş Avrupa edebiyatının en önemli yazarlarından biri kabul ediliyor. Kültür Bakanlığında çalışırken politik nedenlerden ötürü 1949-1958 yılları arasında ilkokulda öğretmenlik yapmaya zorlandı. Buna karşılık 1958 yılında yayımlanan ilk romanı Fresco ile bu sessizliği bozdu. Kapı adlı romanı ile 2003 yılında Fransa’nın saygın ödüllerinden Femina ödülünü kazandı.

Romana gelirsek, İza, babası ölünce yalnız kalan annesini yanına almak ister. Doktor olan kızıyla gurur duyan yaşlı kadın sürdürdüğü taşra hayatını, anılarını, alışkanlıklarını, bir anlamda kimliğini bırakıp başkente taşınır. Ne var ki, beklentilerle yaşananlar aynı olmaz. Bu yalnızlık ve kuşak çatışması anlamına gelmektedir onun için. 1963 yılında yayımlanan bu roman insani değerlere en bağlı, en idealist kişilerin bile yakınlarını anlamakta, dahası insanların birbirlerini anlamakta nasıl yetersiz kaldığını, empati yoksunluğunu gözler önüne seriyor.

Roman, sırasıyla Toprak, Ateş, Su, Hava adlı dört
bölümden oluşuyor. Yunan Felsefesinde evrenin oluşumu bu dört elemente
bağlanırdı. Toprak (Fiziksel her şey), Ateş (Ahlak), Su (Estetik ve Ruh), Hava
(Akıl) şeklinde ifade edilirdi. Bu aynı zamanda mevsimleri ve insani
özellikleri de yansıtırdı. Bir ölümle başlayıp başka bir ölümle biten bu
hüzünlü hikaye dört element gibi dört ana karakterin hayatlarının birkaç ayına
odaklanıyor.

Romanı okumadan önce Macar edebiyatı hakkındaki
bilgilerim sınırlıydı. Nobel ödüllü Imre Kertesz’i ve bir çocuk edebiyatı
klasiği olan Pal Sokağı Çocukları’nın yazarı Ferenc Molnar’ı biliyordum sadece.
Siz de kabul edersiniz ki bir edebiyatı tanımak için iki yazarı bilmek yeterli
değil. Romanda en başta dikkatimi çeken nokta Macar toplumuyla olan
benzerliklerimiz oldu. Sanki olaylar Macaristan’da değil de Türkiye’nin
herhangi bir şehrinde geçiyor gibi hissettim. Anlatılan sokaklar, caddeler,
insanlar bize çok benziyordu. Bu çıkarım, insan her yerde aynı, dedirtti bana.
Ayrıca gidip Orta Avrupa’yı, özellikle de Budapeşte’yi görme isteği uyandırdı
bende. Neden olmasın?

 İza’nın
Şarkısı için -okuduklarım arasında- yaşlı bir kadının en iyi anlatıldığı romanlardan
biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bunun dışında aklıma P. Buck ve Maksim
Gorki’nin “Ana” adlı romanları geliyor. Diğer yandan, İza’nın Şarkısı
edebiyatın ‘empati yaratma’ işlevini de çok iyi yerine getiriyor. Öyle ki
kitabı okuduktan sonra yaşlı insanlara daha dikkatle bakmaya başladım. Dahası,
karşıma çıkan her yaşlı insana sarılıp ağlamak istedim! O kadar ki
etkilenmiştim.

Kitabın özgün ismi Pilatus. Yuhanna İnciline göre
Pontius Pilatus milattan sonra 26 yılında İsa’yı yargılamış, dolayısıyla
çarmıha gerilme kararını uygulamış Roma Valisi. Ve Yahudi Meclisinin bu
kararını uygulayarak Hristiyanların gözünde ebediyen kara lekeli biri haline
gelmiş. Roman bu bilgiler ışığında okunursa daha geniş bir açıdan okuma olanağı
sunabilir.

Yalnız, kitabın Türkçe ismini içerikle
bağdaştıramadım. Çünkü kitap daha çok yaşlı kadın etrafında dönüyor ve diğerleri
yan karakterler gibi duruyor. Bundan dolayı kitaba isim olarak yaşlı kadını
çağrıştıran bir isim seçilseydi daha doğru olurdu, diye düşünüyorum. Ne ki,
keşke böyle şeylere hiç girilmese de sanat eserlerinin hep özgün isimleri
kullanılsa. Neyse.

Sonuç olarak, İza’nın Şarkısı size keyifli bir okuma
vadediyor. Ünlü yazar Herman Hesse’nin dediği gibi: “Magda Szabo’yu
keşfettiyseniz altın bir balık yakaladınız demektir. Yazmakta olduğu bütün
kitapları alın ve ilerde yazacaklarını da.”

İza’nın Şarkısı

Magda Szabo

Çeviren: Hakan Tansel

Yapı Kredi Yayınları