Simone! Senden sonra artık kırmızı, kırmızı değil. Gökyüzünün mavisi de artık mavi değil. Ağaçlar artık yeşil değil…

Olabilecekken olmayan için yazılmış bir novella Ferzan Özpetek’in İstanbul Kırmızısı. Yönetmenin, izleyicisinin zihninde oluşturduğu hüzün ve buruk tat, bilinç akış tekniğiyle kâğıda dökülmüş olan satırları da ele geçirmiş, tıpkı filmlerinde olduğu gibi. Ama hep aynı zarif ve kırılgan renklerle, aynı şiirsellikle.

Geçmişe bir özlem ve geçmişle bir hesaplaşma, İstanbul Kırmızısı. Doğru olan, yaşanmış olandır, diyor okuyucusuna. Geçmişte gerçekleşmiş olan öyle olmasaydı daha mı iyi olurdu, diye soruyor ve cevaplıyor, olması gereken olmuştur zaten.

Sevgiye ve sevgiliye duyulan özlem, İstanbul Kırmızısı. Birçok insanın ve birçok şeyin aynı anda ve çok fazla sevilebileceğinin anlatımı. Güçlü bir hafızayla lanetlenmiş kimselerin, gördükleri, tattıkları, kokladıkları, dokundukları, duydukları herkesi ve her şeyi çok severek ve çok özleyerek sürdürecekleri ıstıraplı yaşamlarının hikâyesi.

İhaneti ve insanın kendinden bile sakladığı karanlık yanlarını açığa vuran bir roman, İstanbul Kırmızısı. Yönetmenin filmlerindeki simgeleri birer birer okura hatırlatan ve anlatan otobiyografik bir kitap; Hamam’daki yüzüklü sigara ağızlığı; Bir Ömür Yetmez’deki apansız kayıp; Karşı Pencere’deki çaresiz vazgeçiş; Cahil Periler’deki kalabalık sofralar; Mükemmel Bir Gün’deki yıkıcı şiddet; Serseri Mayınlar’daki duru yaz esintileri; Harem Suare’deki imkânsız aşk; Kutsal Yürek’teki sonsuz merhamet…

Dile getirmek doğru olur mu bilemem, ama eksik olan bir yan var sanki İstanbul Kırmızısı’nda. Filmlerdeki sahneleri dolduran piyano vuruşları, anlatımı tamamlayan keman notaları sayfaların arasından çıkıp kulağa akacaklar gibi, fakat yoklar. Belki Andrea Guerra’nın ezgisine aşinalık ve belki de anlatıcının besteciyle yakaladığı uyum veya görüntülerin seslerle mükemmel harmanlanışı böyle bir beklentiye neden olan.

Yönetmen Ferzan Özpetek’in ilk romanı, İstanbul Kırmızısı. En az filmleri kadar hüzünlü, en az onlar kadar renkli, canlı, acıtıcı. Edebiyatta adımlamaya başladığı yolun kısa olmaması sözlerinin ve renklerinin hep böyle çarpıcı olması dileğiyle.

İstanbul Kırmızısı

Ferzan Özpetek

Can Yayınları